Encamên lêgerînê
rabûn m 1. kalkma (oturuş durumundan dik durumuna gelme, doğrulma) 2. kalkma (uyanarak yataktan ayrılma) 3. kalkma (gitmek üzere yerinden ayrılma) 4. kalkma (yukarı doğru yükselme) 5. kalkma (taşıt yola çıkma) 6. kalkma (uçma) 7. kalkma (yerinden ayrılıp yol almaya başlama) 8. kalkma (hayvan iki art ayakları üzerinde dik durma) 9. kalkma, kabarma, ayrılma (ıslanıp veya ısınıp yerinden kurtulma) 10. kalkma (kapak, örtü; kaldırma, atma) 11. kalkma (derlenip götürülme) 12. kalkma (iyileşerek gezecek duruma gelme) 13. kalkma (varlığı, hayatı son bulma) 14. kalkma (yok olma, artık bulunmama) 15. kalkma (girişme, başlama) 16. kalkma (geçerli olmama, geçerliliğini yitirme, geçmez olma) 17. kalkma (uygulanmaz olma) 18. kalkma (güncelliğini yitirme) 19. kalkma (geçme) 20. kalkma (başka yere gitme, taşınma) 21. kalkma (erkek cinsel organı dikleşme) 22. dirilme 23. kalkışma (yetenek, imkân ve gücünü aşan bir işe girişme) 24. ayaklanma, baş kaldırma, isyan etme 25. büyme (büyüyüp gelişme) 26. boylanma (boyu uzama), boy atma, (çocuk) boya çekme, boy atma, boyuna büyüme, gelişme 27. boy verme (büyüme, ekinler için) 28. kalkınma (gelişme, gelişme gösterme) 29. kanama (manevi acılar için; yeniden etkisini gösterme, depreşme) 30. yükselme, artma, çıkma (fiyat artma, çoğalma) 31. fırlama (fiyatı birden bire yükselme) 32. kabarma (öfke, kin gibi duyguların gittikçe güçlenme) 33. kabarma (kafa tutma, öfkelenip ütüne yürüyecek gibi davranma) 34. kaynama (artma, çoğalma) 35. çıkma (olma, oluşma) 36. çıkma, eğitilme 37. göçme, göçetme 38. kopma (gürültülü veya tehlikeli olaylar için) 39. patlama (ansızın, tehlikeli ve gürültülü bir şey baş gösterme) 40. kabarma (sıvılar için, taşmaya yüz tutma) 41. kabarma (büyük dalgalar oluşma) 42. taşma (su ve sel için) 43. erd yükselme (suların yükselmesi) 44. ağma (su buharının ve başka gazlar yerden havaya doğru çıkma)
l/ngh 1. kalkmak (oturuş durumundan dik durumuna gelmek, doğrulmak) * diya min ji cihê xwe rabû, hate cem min annem yerinden kalktı, yanıma geldi 2. kalkmak (uyanarak yataktan ayrılmak) * bi bêyî hemd û dilê xwe ji nav nivînan rabûm istemeye istemeye yataktan kalktım 3. kalkmak (gitmek üzere yerinden ayrılmak) * hûn çima rabûn, hinekî din jî hûn bimana? niye kalktınız, biraz daha otursaydınız 4. kalkmak (yukarı doğru yükselmek) * gava ku çaviyekî teraziyê rûnê ya din radibe terazinin bir gözü inince öbürü kalkar 5. kalkmak (taşıt yola çıkmak) * erebe saet di dehan de radibe araba saat onda kalkıyor 6. kalkmak (uçmak) * balafir rabû uçak kalktı 7. kalkmak (yerinden ayrılıp yol almaya başlamak) * kewek rabû bir keklik kalktı 8. kalkmak (hayvan iki art ayakları üzerinde dik durmak) * hesp, rabû ser piyên xwe yên paş at, art ayakları üzerine kalktı 9. kalkmak, kabarmak, ayrılmak (ıslanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak) * boyaxa meseyê rabûye masanın boyası kabarmış * kontraplaka maseyê rabûbû masanın kontraplakı kalmıştı 10. kalkmak (kapak, örtü; kaldırmak, atmak) 11. kalkmak (derlenip götürülmek) * debr rabû harman kalktı 12. kalkmak (iyileşerek gezecek duruma gelmek) * nexweş nagihîje heftiyekê dê rabe hasta bir haftaya kadar kalkar 13. kalkmak (varlığı, hayatı son bulmak) * xelîfetî rabû halifelik kalktı 14. kalkmak (yok olmak, artık bulunmamak) * gava ku berf rabû were kar kalkınca gel 15. kalkmak (girişmek, başlamak) * bêyî ku berçavka xwe bide ber çavê xwe rabû dest bi xwendinê kir gözlüklerini takmadan okumağa kalktı 16. kalkmak (geçerli olmamak, geçerliliğini yitirmek, geçmez olmak) * xala vê qanûnê rabû yasanın bu maddesi kalktı 17. kalkmak (uygulanmaz olmak) * rêveberiya awarte rabû sıkı yönetim kalktı 18. kalkmak (güncelliğini yitirmek) * ev adet ji zû de rabûye bu âdet çoktan kalkmış 19. kalkmak (geçmek) * hesp rabû çargavê at dörtnala kalktı 20. kalkmak (başka yere gitmek, taşınmak) * dibistan ji vir rabûye okul burdan kalkmış 21. kalkmak (erkek cinsel organı dikleşmek) 22. dirilmek * mirî rabûn ölüler dirildi 23. kalkışmak (yetenek, imkân ve gücünü aşan bir işe girişmek) * bêyî ku li nexweşîna xwe bifikire rabû dest avête spîkirina xanî hastalığını düşünmeyerek evi badana etmeye kalkıştı 24. ayaklanmak, baş kaldırmak, isyan etmek 25. büymek (büyüyüp gelişmek) * bila nazik ranebe nazik bir şekilde büyümesin 26. boylanmak (boyu uzamak), boy atmak, (çocuk) boya çekmek, boy atmak, boyuna büyümek, gelişmek 27. boy vermek (büyümek) * debr rabûne ekinler büyüdü * şitil êpê rabûne fideler epey boy vermişler 28. kalkınmak (gelişmek, gelişme göstermek) * ev fîrma li ber îflasê bû, lê bi hewlên gerînendeyê nû fîrma car din rabû bu firma batmak üzereyken, yeni müdürün çabalarıyla kalkındı 29. kanamak (manevi acılar için; yeniden etkisini göstermek, depreşmek) * derd û kulên min rabûn, dev ji min berdin yaram kanıyor, beni rahat bırakın 30. yükselmek, artmak, çıkmak (fiyat artmak, çoğalmak) * bihayê erseyan rabû arsa fiyatları yükseldi * fiyet rabûn fiyatlar çıktı 31. fırlamak (fiyatı birden bire yükselmek) * bihayê zêr rabûye altın fiyatları fırlamış 32. kabarmak (öfke, kin gibi duyguların gittikçe güçlenmek) 33. kabarmak (kafa tutmak, öfkelenip ütüne yürüyecek gibi davranmak) 34. kaynamak (artmak, çoğalmak) * hêrseke ku rabûye kaynayan bir hiddet * bi hêrseke rabûyî bi ser de çû kaynayan bir hiddetle üzerine yürüdü 35. çıkmak (olmak, oluşmak) * firtûne rabûn fırtına çıkmak 36. çıkmak, eğitilmek * ji nav me jî mirovên mezin rabûne aramızda da büyük insanlar çıkmış * kurik baş rabûye çocuk iyi eğitilmiş 37. göçmek, göçetmek * ji gund çend mal rabûn çûn bajêr köyden birkaç ev şehire göçtü 38. kopmak (gürültülü veya tehlikeli olaylar için) * şer rabû savaş koptu * firtûne rabû fırtına koptu * qiyamet rabû kiyamet koptu 39. patlamak (ansızın, tehlikeli ve gürültülü bir şey baş göstermek) * şer rabû savaş patladı 40. kabarmak (sıvılar için, taşmaya yüz tutmak) * ava çem rabû nehir suyu kabardı 41. kabarmak (büyük dalgalar oluşmak) * çem rabûye nehir kabarmış 42. taşmak (su ve sel için) 43. erd yükselmek (suların yükselmesi) 44. ağmak (su buharının ve başka gazlar yerden havaya doğru çıkmak)
rabûn (yekî) 1) (birine) girişmek 2) (birini) fena yapmak
rabûn bi dinyayê ketin köşe bucak dolaşmak
rabûn bi xwe ketin papaza kızıp oruç (veya perhiz) bozmak
rabûn çargavê dört nala gitmek
rabûn cirîdan 1) cirit atmak 2) (bir yerde) cirit atmak
rabûn êrîşê hücuma kalkmak
rabûn govendê halaya kalkmak, halaya durmak
rabûn hev 1) kapışmak 2) birbirine girişmek, kavgaya tutuşmak * di odeyê de em rabûn hev oda da birbirimize giriştik 3) kapışmak (hırsla güreşe girmek)
rabûn hev û din 1) kapışmak (kavgaya tutuşmak) 2) kapışmak (hırsla güreşe girmek)
rabûn hilobiyan havalanmak, beğenilmeyen davranışlardan bulunmak
rabûn îlan kirin malumu ilâm etmek
rabûn nimêjê namaza kalkmak, namaza durmak
rabûn paşîvan sahura kalkmak
rabûn pêdarê l/ngh şahlanmak, şaha kalkmak * hesp rabû pêdarê at şahlandı (veya şaha kalktı)
şaha kalkmak, şahlanmak
rabûn pepan çocuk ayaklarının üstene kalkmak
rabûn pêşbirkê (an jî pêşbaziyê) yarışa kalkmak
rabûn piyan 1) ayağa kalkmak (saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek) 2) ayağa kalkmak (hasta iyi olmak, iyileşmek)
rabûn ser hev l/bw çatışmak, çiftleşmek (erkek ve dişi hayvanın döllenmek için bir araya gelmek)
1) argo çiftleşmek 2) çatışmak, çiftleşmek (hayvanları için)
rabûn ser lepan amuda kalkmak
rabûn ser lingan 1) ayağa kalkmak (ayakları üzerine dikilmek) 2) ayağa kalkmak (telâşlanmak, heyecanlanmak)
rabûn ser lingên paşîn sustaya kalkmak (köpekler için)
rabûn ser lingên xwe 1) ayakları üstüne kalkmak 2) gezmek (hasta için; ayağa kalkmak)
rabûn ser piyan 1) ayağa kalkmak, ayakları üstüne kalkmak (ayakları üzerine dikilmek) 2) dikelmek, ayakta durmak 3) ayağa kalkmak (telâşlanmak, heyecanlanmak)
rabûn ser piyekî (an jî lingekî) yeltenmek
rabûn ser piyên paşîn sustaya kalkmak (köpekler için)
rabûn ser piyên xwe ayakları üstüne kalkmak
rabûn ser tetikan babalanmak, öfkelenmek
rabûn ser xwe l/bw 1. ayağa kalkmak, ayağa fırlamak 2. ayaklanmak (ayağa kalkıp gitmeye davranmak 3. ayağa kalkmak (saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek) 4. ayağa kalkmak, kalkmak, ayaklanmak, kalkınmak (iyi olmak, iyileşmek, iyileşerek gezecek veya yürüyebilir duruma gelmek) * nexweş nagihîje heftiyekê wê rabe ser xwe hasta bir haftaya kadar kalkar 5. dirilmek (hasta için; yeniden sağlığını kazanmak, iyileşmek) 6. kalkışmak (yetenek, imkân ve gücünü aşan bir işe girişmek) 7. ayaklanmak, isyan etmek
1) ayağa kalkmak, ayağa fırlamak 2) ayaklanmak (ayağa kalkıp gitmeye davranmak 3) ayağa kalkmak (saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek) 4) ayağa kalkmak, kalkmak, ayaklanmak, kalkınmak (iyi olmak, iyileşmek, iyileşerek gezecek veya yürüyebilir duruma gelmek) * nexweş nagihîje heftiyekê wê rabe ser xwe hasta bir haftaya kadar kalkar 5) dirilmek (hasta için; yeniden sağlığını kazanmak, iyileşmek) 6) kalkışmak (yetenek, imkân ve gücünü aşan bir işe girişmek) 7) ayaklanmak, isyan etmek
rabûn ser zengûyan mec şahlannmak
rabûn serê 1) üstüne çıkmak 2) argo üstüne çıkmak (cinsel ilişkide bulunmak) 3) aşmak (erkek hayvan dişiyle çiftleşmek)
rabûn silavê selâm durmak (veya selâma durmak)
rabûn û danîn erd/m gelgit, medücezir
rabûn û rûniştin baş kıç vurmak * rabe piya ayağa kalk * rabe ser linga! ayağa kalk * rabî rûnêyî yatıp kalkıp, sürekli * radibe vê dêşa xanî bi vî (agirî) germ dike ok meydanında buhurdan yakmak
rabûn û rûniştina hendaze ölçülü biçili davranma
rabûna avê su taşkını
rabûna deryayê erd/m met, deniz kabarması
rabûna lawê nd lâv taşması
rabûna pêdarê m şahlanma, şahlanış
rabûna xeman tepme (depreşme, yeniden ortaya çıkma)
rabûneve m yeniden kalkma
rabûngerî m kalkınma
rabûn (lêker) Xwendin: ji ser piştê yan qalçeyan bilind bûn ser piyan anku lingan: Dema min dengê wî bihîst, zû ji nav nivînan rabûm. bilindtir bûn: Ava çemî ji ber baranê rabû. zêdetir bûn, girantir bûn: Bihayê qût û erzaqî radibe. werimîn, perçivîn, pif bûn: Hevîr radibe. dil hatin nêzî rewşa hilavêtinê anku veresînê: Dilê min bi vê şorbeyê radibe. ser hildan, hilperrîn: Gel dijî hikûmetê rabûye. rep bûn, req bûn: Kîrê wî rabû. mezin bûn, perwerde bûn: Li ber destê hosteyek hêja rabûme. şiyar bûn, ji nav nivînan derketin: Vê spêdeyê ez seet 8 rabûm. piştî mirinê dîsan dest bi jînê kirin: Tê bawerkirin ku Roja Qiyametê hemî mirî dê rabin.(navdêr, mê) bilindbûn ji ser piştê yan qalçeyan bo ser piyan anku lingan, bilindtirbûn: Rabûna avê gelek kes bi xwe re birin. zêdetir bûn, girantir bûn: Rabûna nirxê tiştan hejaran dixe tengasiyê. werimîn, perçivîn, pifbûn: rabûna hevîrî, dil hatin nêzî rewşa hilavêtinê anku veresînê, serhildan, hilperrîn: Ev rabûna pêncê ye ku îsal dijî hikûmetê tê kirin. rep bûn, req bûn: Rabûna kîrî ne bi destê mîrî ye. mezinbûn, perwerdebûn: Rabûna di malek xwenda de derfetek pirr baş da wî ku wêje û hunerê binase. şiyarbûn, derketina ji nav nivînan: Ma kî ji rabûna zû hez dike?!, saxbûna piştî mirinê.
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: ڕابوون.
Herwiha: rabîn rabwîn ravûn. Tewîn: Lêker: ra-b-. Nêzîk: hewa ketin hilketin.
Têkildar: rakirin.
Bide ber: rûniştin.
ji: ra- + bûn.
: raber raberî rabûyî
rabûn hev (biwêj) ji bo şer hewl dan. qet tiştek di navberê de tune bû, hema ji nişka ve misto û evdal rabûne hev.
rabûn rûyê (yekî) (biwêj) li hemberî mezinekî xwe, bêterbiyetî kirin. bi rastîjî celîl xwe şaş kiriye, di dawiyê de rabû rûyê bavê xwe jî.
rabûn şek 1. (sewal) rabûn ser lingên paşîn û çik sekinîn 2. (sewal) li hev xistin
rabûn ser piyan (biwêj) li hember dijmin û neyaran serî hildan, ji nexweşiyê xelas bûn. ew ji bo ewladên xwe rabûn ser piyan. piştî du meh razanan li nav ciyan bi şûn de, simko rabû ser piyan.
rabûn ser şekan (biwêj) ji bo karekî vehindirîna ser xwe. serhat êdî ji bo dersan rabûye şek, bawer im ku wê pêk bîne. (di mînakê de peyva ser nîn e.)
rabûn ser xwe (biwêj) rabûn, rabûn ser piyan, rabûn ser lingan, rabûn ji piyan ve, xwe hazir kirin, xwe amade kirin.
ji wêjeyê: Ew jî nemerdiyê nake, hema radibe ser xwe, radihêje şûrê xwe li serê mar dixe û dike qetqetî. Sê çar çêlikên baz hene, her çêlikekê qetekî datîne ber wan û yekî jî datîne dera hanê.. Navdêr: rabûnserxwe
rabûn-û-rûniştin (navdêr, mê) tevgerr, reftar, akar, liv, libat, hereket, edetê kesekî yan civatekê, lebt, şêl, lekm.
Herwiha: rabûnûrûniştin, rabûn û rûniştin.
ji: rabûn + û + rûniştin
rabûn/radibe/rabe 1. bilind bûn 2. hilqetîn *“li mala dînan, rabûn hev bi pehînan”
rabûnbar (rengdêr) peqînbar.
ji: rabûn +-bar
rabûnserxwe (navdêr, mê) serhildan, raperîn, yaxîtî, isyan, îtiatnekirin
rabûn (vi) to rise, to stand up
(rabe) to rise, to grow, to stand up, to grow bigger
v.i. to rise, arise, get up; to abandon, give up (li s.th.)
v.i. to rise, arise, get up; to abandon, give up (li s.th.)
rabûn abfliegen
Abflug
aufstehen
ausgerissen werden
ausgerottet werden
entfernt werden
sich zerreißen
rabûn û rûniştin Anstand
Betragen
Haltung
Verhalten
rabûn lng. ravastene, ver bi ravê sîyene
lng. ravastene, wewaristene, rawistene, waristene, wewistene, warzayene, ravestene, raustene
lng. deginayene, ravastene (lehî û awe)
rabûn û danîn m. cog. medcezîr, bêûso, deginayisûraginayis, bêso n.
rabûna deryayê n. med, deginayisê deryayî n.
rabûna lawê n. serdesîyayisê lavî, deginayisê lavî n.
rabûna pêdarê n. çemel, çemil n.