Encamên lêgerînê
li hev aliqandin l/bw çakıştırmak
li hev aliqîn l/bw çakışmak, takılmak
li hev anîn l/bw 1. anlaştırmak, uzlaştırmak, uyuşturmak, bağdaştırmak 2. barıştırmak 3. ayarlamak (işleri birbiriyle çatışmayacak veya zamanında bitirecek biçimde düzenlemek) 4. kaynaştırmak (uyumlu hale getirmek) * reng xweş li hev anine renkleri iyi kaynaştırmış 5. uydurmak, düzmek * ez jê tênagihîjim bê çawan van tiştan li hev tîne bunları nasıl düzüyor anlıyamıyorum 6. uyarlamak 7. rast getirmek, uygun getirmek * Xwedê karê te li hev bîne Allah işini rast getirsin 8. çıkarmak * me navê wî li hev neanî adını çıkaramadık
ortasını bulmak (hinek)
li hev aş bûn l/bw 1.barışmak 2. anlaşmak, uzlaşmak
li hev aş kirin l/bw 1. barıştırmak 2. anlaştırmak, uzlaştırmak
li hev asê bûn l/bw 1. (birbirinin) yakasına yapışmak 2. sıkışmak, düğümlenmek * erebe li hev asê bûn trafik düğümlendi
li hev aşt bûn l/bw barışmak
li hev aşt kirin l/bw barıştırmak
li hev banandin l/bw (birbirine) alıştırmak
li hev banîn l/bw (birbirine) alışmak
li hev bazar kirin l/bw pazarlık etmek
li hev berhevbûn l/bw birikmek (birbirine eklenip çoğalmak)
li hev bezandin l/bw koşuşturmak
li hev bezîn l/bw koşuşmak
li hev bi keys bûn l/bw 1. anlaşmak, uzlaşmak 2. arayı düzelmek
li hev bi keys kirin l/bw 1. anlaştırmak, uzlaştırmak 2. arayı düzeltmek
ortasını bulmak
li hev birin û anîn l/bw yelelenmek
atıştırmak, serpiştirmek (yağmur veya kar için)
li hev bûn l/bw 1. düzenli olmak, derli toplu olmak, tertipli olmak 2. derli toplu olmak, şık olmak, düzgün olmak, yakışıklı olmak, ağzı burnu yerinde olmak 3. uyumlu olmak, düzgün ve uyumlu olmak 4. barışık olmak
li hev bûn agir l/bw kızışmak, ateşlenmek
li hev civandin l/bw toplamak, bir araya getirmek
li hev civîn l/bw 1. toplanmak, toplanılmak 2. bir araya gelmek 3. toplaşmak, birikmek (birbirine eklenip çoğalmak) 4. doluşmak
l/bw 1. toplanmak, toplanılmak 2. bir araya gelmek 3. toplaşmak, birikmek (birbirine eklenip çoğalmak) 4. doluşmak
li hev çûn l/bw benzeşmek (birbirine) çekmek
li hev çûn û hatin l/bw 1. koşuşmak, koşuşturmak, koşturmak, yeldirmek 2. çabalanmak, debelenmek (boşuna uğraşıp durmak) 3. kaynaşmak (çok kalabalık, kıpırdak olmak) 4. bir aşağı bir yukarı gitmek (veya gezinmek) * Alî li kuçê li hev diçû û dihat Ali sokakta bir aşağı bir yukarı geziniyordu 5. sallanmak, sendelenmek
1) hareketlilik başlamak 2) allak bullak olmak (akıl, zihin; şaşkına dönmek, şaşırmak)
li hev dabeş kirin l/bw bölüşmek
li hev dabeşandin l/bw bölüşmek
li hev dagerîn l/bw bükülmek
li hev dan 1. dövüşmek, vuruşmak (kavga etmek) 2. çarpışmak, çatışmak, dövüşmek (iki silâhlı kuvet çatışmak) * em dê bi hêzên dijmîn re li hev bidin düşman kuvvetleriyle çarpışırız 3. çarpışmak, çatışmak (birbirine üstün gelmeye çalışmak) * ev her du raman li hev didin bu iki düşünce çarpışıyor 4. dövüşmek (boks yapmak) 5. çırpmak (iki şeyi birbirine çarpmak) * destên xwe li hev dan ellerini çırptı 6. çırpmak, karıştırmak (herhangi bir şeyi kaşık veya başka bir şeyle alt üst etmek, sulu yiyecekleri, hızla ve sürekli bir şeyle karıştırmak) 7. karıştırmak (yemeğin dibi tutmaması için) 8. karıştırmak (bir şeyi aramak) * berîkên xwe li hev dan ceplerini karıştırdı 9. karıştırmak, taramak (araştırmak, incelemek, okumak) 10. aramak taramak, (veya arayıp taramak), dikkatle aramak (araştırmak için gözden geçirmek) * me gund li hev da me nedît köyü aradık taradık bulamadık 11. karıştırmak (göz atmak, üstünkörü okumak) 12. didiklemek, didik didik etmek (karıştırarak aramak) 13. çalkalamak, çalkamak 14. çalkalamak, çalkamak (sarsarak sallamak) * zarên di destê xwe de li hev dan elindeki zarları çalkaladı 15. çarpıştırmak, tokuşturmak
li hev dan (tiştekî) çekişmek * li hev dan kêran birbirine bıçak çekiştiler 16. (bir yer) kazan (biri) kepçe, gezip durmak
li hev dan beşandin l/lb bölüştürmek
li hev dan dabeşkirin l/lb bölüştürmek
li hev dan parîkirin l/lb bölüştürmek
li hev dan parvekirin l/lb bölüştürmek
li hev dan xistin l/lb taratmak
li hev delandin l/bw afallatmak, afallaştırmak
li hev delîn l/bw afallamak, afallaşmak
li hev ewle bûn l/bw (bir birine) güvenmek
li hev eyar kirin l/bw ayarlamak (işleri birbiriyle çatışmayacak veya zamanında bitirecek biçimde düzenlemek)
li hev fedkirîn l/bw bakışmak
li hev fetilandin l/bw mukabele etmek, karşılık olarak yapmak
li hev gêj bûn l/bw bocalamak
li hev gêj kirin l/bw bocalatmak, serseme çevirmek
li hev gerandin l/bw 1. toplatmak 2. olayı deşmek 3. lâfı dolaştırmak
li hev gerîn l/bw 1. (birbirine) dolanmak (veya dolaşmak) * porê wê li hev geriyaye saçları birbirine dolaşmış 2. kaynaşmak (çok kalabalık kıpırdak olmak) * li ber newalê mirov li hev digeriyan dere kenarında insanlar kaynaşıyordu 3. köşe kapmaca oynamak 4. çalkanmak (haber, söylenti gibi şeylerin herkesin ağzında dolaşmak) * li ser vê nûçeyê ew bajarê mezin li hev geriya bu haber üzerine koca şehir çalkalandı 5. dolaşmak (çok kimse tarafından söylenmek) * gotineke wisa li hev digere ku ew sextekar e ortalıkta onun bir düzmececi olduğu dolaşıyor 6. hamlamak, hamlaşmak * hingî li dukanê rûniştiye li hev geriyaye dükkanda otura otura hamlamış 7. tutulmak (tutuk duruma gelmek) * ez li hev gerîme her tarafım tutulmuş 8. kıvamını bulmak (pişirilen şeyler için)
li hev germ bûn l/bw azışmak
li hev germ kirin l/bw azıştırmak
li hev golibandin rüzgâr vb. şeylerin toz sarmalı oluşturmak (cihek)
li hev guncandin l/bw 1. (birbirine) uydurmak, uyuşturmak 2. kaynaştırmak (uyumlu hale getirmek)
li hev guncîn l/bw uyuşmak
li hev gurivandin l/bw uyuşturmak
li hev gurivîn l/bw uyuşmak
li hev hatin l/bw 1. anlaşmak, bağdaşmak, uzlaşmak 2. barışmak 3. mutabık olmak, birleşmek (uyuşmak, aynı görüşte olmak) 4. uylaşmak, uyuşmak 5. kaynaşmak (birbirine iyice uymak) * ev her du reng têr baş li hev tên bu iki reng iyi kaynaşıyorlar 5. (birbirine) uymak, uygun gelmek
li hev hatin û çûn l/bw uçuşmak (havada gidip gelerek dolaşmak)
li hev helal kirin l/bw helâlleşmek
li hev hênan l/gh 1. (birbirine) uydurmak 2. uzlaştırmak
li hev herbilîn l/bw 1. dolaşmak (saç, iplik gibi şeyler birbirine karışarak güç çüzülür duruma gelmek) 2. düğümlenmek (bütün sorunlar bir yerde toplanıp birleşmek) 3. karışmak (düzensiz, dağınık olmak)
li hev hêwirîn l/bw 1. toplaşmak 2. birikmek (birbirine eklenip çoğalmak) 3. birikmek, yığılıp kalmak 4. doluşmak, yığışmak, bir araya gelmek
li hev heyirandin l/bw şaşkına döndürmek
li hev heyirîn l/bw şaşkına dönmek
li hev hisîn l/bw (birbirini) dinlemek
li hev hişk bûn l/bw 1. hamlamak, hamlaşmak * hingî li dukanê rûniştiye li hev hişk bûye dükkanda otura otura hamlamış 2. tutulmak (tutuk duruma gelmek) * ez li hev hişk bûme her tarafım tutulmuş
li hev înan l/gh 1. anlaştırmak, uzlaştırmak 2. barıştırmak 3. uydurmak, uyumlu hale getirmek
li hev karîgerî kirin l/bw etkileşmek, (birbirini) etkilemek
li hev ketin l/bw 1. (birbirine) değmek 2. çarpışmak * erebe li hev ketin arabalar çarpıştı 3. çarpışmak, tokuşmak 4. tarazlanmak (saç için) 5. dolaşmak, birbirine girmek (saç, iplik gibi şeyler birbirine karışarak güç çüzülür duruma gelmek) * ji ber ku porên di wê nehatiye şekirin, li hev ketiye saçları taranmamaktan dolayı dolaşmış 6. karışmak (düzensiz, dağınık olmak) 7. karışmak, bulanmak (duruluğunu yitirmek) * ji ber vê nûçeyê hişê wî li hev ket bu habere zihni bulandı * zêhna min li hev ket zihnim karıştı 8. karışmak (açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek) * bûyer her çû li hev ket olay gittikçe karıştı 9. bulanmak, alt üst olmak (rahatsızlanmak) * piştî xwarina ku min xwar, dilê min li hev ket yediğim yemekten sonra midem alt üst oldu 10. karmakarışık olmak, didik didik olmak 11. sürtüşmek 12. sürtüşmek (uyuşmamak, anlaşmamak) 13. sinirleri gergin olmak 14. kendini kaybetmek (kendini kaybederek gelişigüzel konuşmak)
li hev keys bûn l/bw 1. anlaşmak, uzlaşmak 2. tatlıya bağlanmak 3. düzelmek
li hev keys kirin l/bw 1. anlaştırmak, uzlaştırmak 2. tatlıya bağlamak 3. ayarlamak (işleri birbiriyle çatışmayacak veya zamanında bitirecek biçimde düzenlemek) * eger ez karên xwe li hev bi keys bikim, ez dê herim sînemayê işlerimi ayarlasam sinemaya gideceğim 4. düzmek (düzene koymak) * kaxiz têr xweşik li hev keys kirin kağıtları bir güzelce düzdü
li hev kir bûn l/bw (birbiriyle) kanlı bıçaklı olmak
li hev kirin l/bw 1. anlaşmak, bağdaşmak 2. uzlaşmak, sulh olmak * li ser deh milyonî li hev kirin on milyona sulh oldular 3. geçinmek * tu bi tu kesî re li hev nakî kimseyle geçinmiyorsun 4. uyuşmak, uylaşmak 5. (birbirine) uymak, uygun gelmek 6. mutabık kalmak, birleşmek (uyuşmak, aynı görüşte olmak) 7. kaynaşmak (birbirine iyice uymak) * ev her du reng têr baş li hev dikin bu iki reng iyi kaynaşmış 8. kaynaşmak (uyuşmak, yakın ilişki kurmak) * pir zûka bi zarokan re li hev kir çocuklarla çabucak kaynaştı 9. kavilleşmek 10. kesişmek (pazarlıkta herhangi bir fiyatta anlaşmak)
li hev kişandin l/bw çekişmek (birbirine) çekmek * li hev kêr kişandin birbirine bıçak çekiştiler
li hev kom bûn l/bw 1. toplaşmak, toplanmak 2. birikmek (birbirine eklenip çoğalmak) 3. birikmek, yığışmak, yığılıp kalmak 4. kümeleşmek 5. ağıllanmak (sürü, toplanıp bir arada oturmak) 6. bir araya gelmek
li hev kom kirin l/bw 1. toplatmak, bir araya toplamak 2. birleştirmek 3. top etmek (yığın durumuna getirmek) 4. kümeleştirmek 5. bir araya getirmek
li hev li maneyan gerîn l/bw (birbirine karşı) bahane aramak
li hev metel man l/bw (biribirine) şaşşa kalmak
li hev mêzandin l/bw bakışmak
li hev mêze kirin l/bw bakışmak
li hev mêzîn l/bw bakışmak
li hev nekirin l/bw 1. anlaşmamak, (biriyle) alıp verememek, ihtilâfa düşmek 2. uyuşmamak, ayrı düşmek * ramanên me li hev nekirin düşüncelerimiz ayrı düştü
li hev nenêrîn l/bw 1. (birbirini) hoş görmek 2. çelmek, (sözleri) çelişmek
li hev nenihêrtin l/bw 1. (birbirini) hoş görmek 2. çelmek, (sözleri) çelişmek
li hev nêrîn l/bw bakışmak
li hev nesekinîn l/bw alt üst olmak (heyecanlanmak, tedirgin olmak, yıkılmak) * gava jinikê xebera sar bihîst, li hev nesekinî kadıncağız acı haberi duyunca alt üst oldu
li hev nihêrtin l/bw bakışmak
li hev nîvî kirin l/bw bölüştürmek
li hev par kirin l/bw paylaşmak, bölüştürmek, üleştirmek
li hev par nekirin l/bw anlaşmamak, (biriyle) alıp verememek
li hev par ve kirin l/bw paylaşmak, bölüşmek
li hev parî kirin l/bw bölüşmek
li hev payîn l/bw bekleşmek
li hev pêçan l/bw 1. katlamak 2. sarmak 3. yuvarlamak (döndürerek tomar yapmak) * xalî li hev pêçan û birin halıyı yuvarlayıp götürdüler
li hev pêçîn l/bw sarılışmak
li hev piçikîn l/bw 1. toplaşmak, bir araya gelme 2. birikmek, yığışmak, yığılıp kalmak 3. doluşmak
li hev qat kirin l/bw 1. katlamak, bükmek 2. yuvarlamak (döndürerek tomar yapmak) * xalî li hev qat kirin halıyı yuvarladılar
li hev qelaptin l/bw 1. çarpıştırmak 2. alt üst etmek (çok karışık duruma getirmek, düzenini bozmak) * zadê me li hev qelaptin erzaklarımızı alt üst ettiler 3. karıştırmak (ayırt edememek, tam olarak seçememek) 4. didiklemek, didik didik etmek (karıştırarak aramak) 5. çatra patra konuşmak 6. (birini) allak bulak etmek, kızdırmak
(bir yeri) curcunaya çevirmek, döndürmek (veya curcunaya vermek)
li hev qelibî bûn l/bw sinirleri ayakta olmak
li hev qelibîn l/bw 1. (birbirine) karışmak * av û mazot li hev qelibî su ve mazot birbirine karıştı 2. karışmak (düzensiz, dağınık olmak) * porê wê li hev qelibiye saçları karışmış 3. karışmak (bulanmak, duruluğunu yitirmek) * dinya li hev qelibî hava karıştı 4. (birbirine) karışmak, (birbirine) girmek (veya girişmek), dolaşmak (iplik vb. için; çözülmeyecek duruma gelmek) 5. karışmak (açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek) 6. bulanmak * ji ber vê nûçeyê hişê wî li hev qelibî bu habere zihni bulandı 7. bulanmak (parlaklığını ve açıklığını yitirmek) * hewa li hev qelibî hava bulandin 8. allak bullak olmak (akıl, zihin; şaşkına dönmek, şaşırmak) * gava xebera sar jê re hat li hev qelibî kötü haberi alınca allak bullak oldu 9. alt üst olmak (heyecanlanmak, tedirgin olmak, yıkılmak) 10. çarpışmak (birbirine) toslamak * erebe li hev qelibîn arabalar çarpıştı 11. didik didik olmak 12. akmak (boya için; birbirine karışmak) 13. çıldırmak, kızmak, gerginleşmek, moralı bozulmak (çok sinirlenmek) 14. kafası dönmek (sıkışık bir durumda sersemlemek) 15. (biri) fena olmak, kötüleşmek (hasta gibi olmak) 16. kükremek (gür biçimde yetişmek) 17. ters pers olmak * karê min li hev qelibiye işlerim ters pers 18. tozdan dumandan ferman okumamak (ortalık çok karışık olmak) 19. ortallık karışık bir duruma gelmek, yangın yerine dönmek
li hev qerimîn l/bw 1. hamlamak, hamlaşmak * hingî li dukanê rûniştiye li hev qerimiye dükkanda otura otura hamlamış 2. tutulmak (tutuk duruma gelmek) * ez li hev qerimîme her tarafım tutulmuş
li hev qilqilîn l/bw yüpürmek
li hev qiyas kirin l/bw kıyaslamak, ölçüştürmek
li hev rabûn l/bw (birbirine) girişmek, kavgaya tutuşmak
li hev ragirtin l/bw anlaştırmak, uzlaştırmak
li hev rast anîn l/bw (birbirine) rast getirmek, denk getirmek, uygun getirmek
li hev rast hatin l/bw 1. karşılaşmak, rastlaşmak 2. (birbirine) denk gelmek 3. çatışmak (aynı zamana denk gelmek) * saeta dersê û ya xwarinê rastî hev tên ders saatı yemek saatıyla çatışıyor 4. rayına oturmak, işler duruma gelmek
li hev rikibandin l/bw 1. uydurmak, uyuşturmak 2. kaynaştırmak (uyumlu hale getirmek)
li hev rikibîn l/bw 1. uymak, uyuşmak 2. kaynaşmak (uyumlu hale gelmek)
li hev rûniştandin l/bw bir araya getirmek
li hev rûniştin l/bw 1. toplanmak, bir araya gelmek 2. görüşmek (görüşme masasına oturmak) 3. buluşup görüşmek, temasa gelmek (ilişkiler kurup birbirine gidip gelmek)
li hev şaş bûn l/bw 1. şaşkınlaşmak, şaşalayıp bocalamak, ahmaklaşmak 2. lâfını şaşırmak
li hev şaşomaşo bûn l/bw (biri) şaşkına dönmek
li hev sekinîn l/bw dengelenmek
li hev selihandin l/bw 1. uzlaştırmak 2. barıştırmak
li hev selihîn l/bw 1. uzlaşmak, sulh olmak 2. barıştırmak
li hev sêwirandin l/bw uzlaştırmak
li hev sêwirîn l/bw uzlaşmak
li hev silav kirin l/bw selâmlaşmak, esenleşmek
li hev siwar bûn l/bw binişmek
li hev siwar kirin l/bw 1. biniştirmek 2. kekelemek 3. teklemek (tabanca bozulup tutukluk yapmak)
li hev siyar kirin bnr li hev siwar kirin
li hev sor bûn l/bw 1. azışmak 2. kızışmak, ateşlenmek 3. pancar gibi olmak (veya pancar kesilmek)
li hev sor kirin l/bw 1. azıştırmak 2. kızıştırmak (hareketlendirmek, hızlandırmak) 3. kızıştırmak (hayvan için) 4. (birbirine) kışkırtmak 5. tavşana kaç, tazıya tut demek
li hev soromoro bûn l/bw pancar gibi olmak (veya pancar kesilmek)
li hev spartin l/bw 1. (birbirine) havale etmek 2. çatmak (çapraz dayamak)
li hev tewandin l/bw 1. katlamak, dürmek 2. meseleyi birbirine çıtlatmak
li hev top kirin l/bw 1. toplamak, bir araya getirmek 2. katlamak, dürmek 3. yuvarlamak (döndürerek tomar yapmak) * xalî li hev top kirin û birin halıyı yuvarlayıp götürdüler
li hev û din bandor kirin l/bw etkileşmek, birbirini etkilemek
li hev û din hîkarî kirin l/bw etkileşmek, birbirini etkilemek
li hev û din qelaptin (an jî qulipandin) allak bullak etmek (aklını, zihnini düşünemez duruma getirmek)
li hev û din tesîr kirin l/bw etkileşmek, birbirini etkilemek
li hev vegerandin l/bw mukabele etmek, karşılık olarak yapmak
li hev weribandin l/bw çarpıklaştırmak
li hev weribîn l/bw çarpıklaşmak, çarpılmak
li hev xistin l/bw 1. dövüşmek, vuruşmak, kavga etmek 2. dövüşmek, çarpışmak, çatışmak (iki silâhlı kuvet çatışmak, karşılıklı vuruşmak) * em dê bi hêzên dijmînî re li hev bixin düşman kuvvetleriyle çarpışırız 3. dövüşmek (boks yapmak) 4. çarpışmak (birbirine üstün gelmeye çalışmak) * ev her du raman li hev dixin bu iki düşünce çarpışıyor 5. çırpmak (iki şeyi birbirine çarpmak) * destên xwe li hev xistin ellerini çırptı 6. çırpmak, karıştırmak (sulu yiyecekleri, hızla ve sürekli bir şeyle karıştırmak, herhangi bir şeyi kaşık veya başka bir şeyle alt üst etmek) 7. karıştırmak (yemeğin dibi tutmaması için) 8. karıştırmak (bir şeyi aramak) * berîkên xwe li hev xistin ceplerini karıştırdı 9. karıştırmak, taramak (araştırmak, incelemek, okumak, araştırmak için gözden geçirmek) * min hemû pirtûkxane li hev xistin, lê ez rastî tiştê ku ez lê digeriyam, nehatim bütün kütüphaneleri karıştırdım, ama aradığımı bulamadım * me pirtûk li hev xistin kitapları taradık 10. aramak taramak (veya arayıp taramak), dikkatle aramak * me gund li hev xist me nedît köyü aradık taradık bulamadık 11. karıştırmak (göz atmak, üstünkörü okumak) 12. didiklemek, didik didik etmek (karıştırarak aramak) 13. karmak (birbirine katmak) * mast û mot li hev xistin pekmez ile yoğurt karmak 14. çalkalamak, çalkamak (sarsarak sallamak) * zarên di destê xwe de li hev xistin elindeki zarları çalkaladı 15. çarpıştırmak, tokuşturmak 16. kurmak, monte etmek * me karyole li hev xist karyolayı kurduk 17. (bir yer) kazan (biri) kepçe, gezip durmak
li hev xuricîn l/bw birikmek, , yığışmak, yığılıp kalmak
li hev zêde kirin l/bw mazatta yarışmak, birbirine karşı fiyatı artırmak
li hev zivartin l/bw mukabele etmek, karşılık olarak yapmak
li hev zivir bûn l/bw 1. sürtüşmek (uyuşmamak, anlaşmamak) 2. gerginleşmek * têkiliyên navneteweyî li hev zivir bûn uluslararası ilişkiler gerginleşti
li hevrast bûn l/bw 1. uzlaşmak 2. düzelmek 3. birbirine girmek, kavgaya tutuşmak
li hevxistî karışmış, karıştırılmış.
li hevxistin 1.karmak, karıştırmak, katmak. 2.vuruşmak, müsademe.
li hev aliqîn (biwêj) bi hev din re têkildar bûn an jî di nav têkildariyeke ku di radeya astengî û bergirî de bûn, ji hev û din re doz ajotin, gengeşî kirin. ew li hev dialiqin, hew dibinin ku êvar bûye j, ew her du wisa ne, ku li hev aliqîn, kes nikare wan ji hev veqetîne.
li hev anîn (lêker) pêk anîn, sulh anîn navbera du yan hin kesan, du yan çend kes li hev aşt kirin, adapte kirin, guncav kirin, durist kirin, çêkirin.
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: ل هه‌ڤ انین.
Herwiha: li hev hanîn, li hev ênan, li hev hênan, li hev hînan, li hev înan. Navdêr: lihevanîn.
Têkildar: li hev kirin.
: lihevanî, lihevînayî, lihevîner
li hev asê bûn (biwêj) li hev qelibîn, têkilî ji hev birîn, ya heyî înkar kirin, di derekê de xitimîn, bûn girêk. me hew dît ku her du bend li hev asê bûne. jinik û mêrik li hev asê bûne, nayên bal hev. her du nîvekar jî li hev asê bûne, peymana xwe nas nakin. pirsgirêka wan wisa li hev asê bûye, ku serok jî nikare wê çareser bike.
li hev banîn (biwêj) li hev û din xwedî derketin. ji hev û din hez kirin. şenge û zerdê ev çendeke wa ye yeman li hev banîne.
li hev civîn 1. kom bûn 2. hatin ser hev
li hev çûn û hatin (biwêj) li xwe heyirîn. dest û pê li hev piçikîn. em saetekê li wir man, ew li hev çûn û hatin, nikaribûn çayekê jî bidin ber me.
li hev gerandin (biwêj) tevlihev kirin. qasoyê oso ew mesele wisa li hev geramliye ku kes nikare çareser bike.
li hev hatin 1. peyman danîn 2. sulh kirin
(lêker) pêk hatin, li hev kirin, hev pejirandin, li hev aşt bûn, dijberî yan dijminatî di navberê de neman, civîn, li hev kom bûn, li heman derê berhev bûn, hatin nik hev, lê hatin, lê çûn, wekî bûn, wekhev bûn, şibîn.
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: ل هه‌ڤ هاتن.
Herwiha: lev hatin. Navdêr: lihevhatin, levhatin.
ji: li + hev + hatin.
: lihevhatî
li hev hêwirîn (biwêj) li hev kom bûn. li hev û din xwedî derketin wê sevê ew li wir li hev hêwirîn.
li hev keys kirin (biwêj) navbera du hêlan xweş kirin. xalid axa ew her du alî li hev keys kirin.
li hev kir bûn (biwêj) bi hev û din re dijminahî kirin, kîn û buxz ajotin. bi salan e ku ew her du malbat li hev kir bûne, kîn û buxza wan naqede.
li hev kirin îtifaq kirin
(lêker) aşt bûn, sulh kirin, pêk hatin, êdî dijminatiya hev nekirin, peyman bestin, dijî hev nebûn, ne dijberî hev bûn, hev pejirandin, hev qebûl kirin. Navdêr: lihevkirin.
Têkildar: li hev hatin, li hev anîn.
ji: li + hev + kirin.
: lihevker, lihevkirî
li hev kirin agir (biwêj) navber xera kirin. jixwe wan baş bi hev du re debar nedikirin, diya jinikêjî hat lap ew li hev dit kirin agir.
li hev piçikîn (biwêj) dest û pê li hev alîn. ji nav de derneketin. di dewata lawê xwe de refîq û xanê wisa li hev piçikîbûn ku nayê gotin.
li hev qelibîn (biwêj) bi awayekî gur an jî qelebalix li nav hev ketin, malbat tev wisa li hev qelibîn ku alem hate sera wan. laqayî hev hatin, li hev rast hatin, weke du erebe di trafîkê de li hev ketin, em li serê quncê li hev qelibîn, dema ez lê qelibîm çavê xwe bera ber xwe da. dibêjin du wesaît li hev qelibîne
li hev qelivîn (rengdêr) leqayîbûn, li hev rast hatin, rû bi rû hev bûn, Mînak:Ew zû li hev diqelivin, di navbera wan da têkilî û peywendî zû çê dibe.. Ji http://www.google.com.tr/search?hlku&qdiqelivin&btnG DA AF D9 87 E2 80 8C DA 95 D8 A7 D9 86, li hev ketin, kopişîn, Mînak: bi qoçan li hev qelivîn ji http://www.xoybun.com/modules.php?nameReviews&ropshowcontent&id45.
Herwiha: li hev qeliviyan.
Bikaranîn: Nav: lihevqelivîn
li hev rast hatin pergî hev hatin/leqayî hev hatin
li hev rêz kirin (biwêj) derew kirin. wa ye sercan dîsa li bal mêvanan li hev rêz dike, (argo)
li hev rûniştin 1. danişîn 2. mutale kirin
(biwêj) li hev hatin, aştî pêk anîn, bi hev û din re sohbet kirin. gelekî bi hev û din re dijmi-natî meşandin, lê wa ye ew jî li hev rûniştin. wisa xweş li hev rûniştine, qet rehetiya wan nerevîne.
li hev siwar bûn (biwêj) bi hev du de ketin. bi hev du re debar nekirin, ketina nav têkiliya zayendî. her du bira jî heva êvarê li hev siwar dibin. ew her du di salonê de li hev siwar bûbûn.
li hev sor bûn (biwêj) ji hev hêrs bûn, şer kirin, qehirîn. wekîdijminan li hev sor bîtne û bi şer û doz hebûnên xwe wedar kirine. ehmed peîda
li hev û din beled bûn (biwêj) hev û din nas kirin. tu nekeve tatêlê, ew li hev û din beled in.
li hev û din nekirin (biwêj) bi hev du re debar nekiriné, di nav aheng û li hevkirinê de nebûn. qet hewl nede, ew her du li hev û din nakil, wan perdeyan, wan qoltix û xalîçeyan li hev û din nekirine.
li hev û din xwedî derketin (biwêj) bi hev û din re stamî kirin. jixwe ew her du tenê mane, divê ew jî li hev û din xwedî der kevin.
li hev together
li hev civîn to meet to assemble
li hev hatin agreement, treaty, entente
li hev anîn annähern
fabrizieren
hervorbringen
in Einklang bringen
versöhnen
zurechtmachen
zusammenbringen
li hev çûn ähneln
li hev dan aneinander schlagen
gegeneinander schlagen
li hev hatin abkommen
li hev kirin miteinander auskommen
übereinstimmen
vertragen, sich ~
li hev xistin anknöpfen
li hev c. yewbînî, cîmna, jubînî, yobînî, zubînî, jewbînî, jimnu
li hev anîn lg. . werê ardene, pêardene, ast kerdene, hurêardene, hast kerdene
m. werêardis, astkerdis, telîf, hurêardis, pêardis, hastkerdis n.
li hev asbûn m. astbîyayis, werêameyis, hastbîyayis n.
li hev ast kirin lg. yewbînî de hastkerdene, werê ardene, pêardene, ast kerdene, hurê ardene, hast kerdene
li hev çûn lng. yewbînî mendene, yewbînî sîyene
li hev dan lg. . pêro dayene, yewbînî ro dayene, lej kerdene
lg. pêver dayene, têver dayene, ver pê dayene
li hev gerîn lng. . pêgîrîyene, pêqeremîyene, qeremîyene
m. pêgîrîyayis, pêqeremîyayis, qeremîyayis n.
lng. . yewbînî ro pîlêsîyene
li hev geriyan lng. . têalazîyene, têmîyan bîyene, têalangîyene, werê kewtene, têmîyan kewtene, aloz bîyene, aliziyene, alazîyene, aluzîyene
li hev guncandin lg. . yewbînî de hastkerdene, werê ardene, pêardene, ast kerdene, hurê ardene, hast kerdene
li hev guncîn lng. . pêkewtene, mutabiq mendene, têsere kerdene, werê ameyene, hurê ameyene
li hev gurivandin lg. werê ardene, pêardene, ast kerdene, hurê ardene, hast kerdene
li hev hatin lng. . pêkewtene, pêameyene, pêkerdene, têsere kerdene, werê ameyene, pêsere kerdene
li hev hêwirîn m. pêserameyis n.
li hev ketin lng. . pêro ginayene, pêverdîyene, têqelebîyene, têverdîyene
lng. têalazîyene, têmîyan bîyene, têalangîyene, werê kewtene, têmîyan kewtene, aloz bîyene, aliziyene, alazîyene, aluzîyene
li hev kirin m. pêkewtis, mutabiqmendis, têserekerdis, werêameyis, hurêameyis n.
m. pêkewtis, mutebakat, werêameyîs, îtîlaf, pêameyis n.
li hev kom kirin tg. pêser ardene, têmîyan ardene, têhet ardene, pêser komnayene, pêhetardene
li hev nekirin lg. têsere nêkerdene, têser nêsîyene
li hev nêrîn tg. yewbînî de nîyadayene, yewbînî de ewnayene, yewbînî de qaytkerdene
li hev parî kirin lg. yewbînî ra parekerdene, yewbînî ra beskerdene, yewbînî ra parî kerdene
li hev parve kirin lg. yewbînî ra parekerdene, yewbînî ra beskerdene, yewbînî ra parî kerdene
li hev qelibîn lng. . pêro ginayene, pêverdîyene, têqelebîyene, têverdîyene
li hev qerimîn lng. . pêgîrîyene, pêqeremîyene, qeremîyene
li hev rikibîn lng. . pêkewtene, mutabiq mendene, têsere kerdene, werê ameyene, hurê ameyene
li hev rivandin tg. pêser ardene, têmîyan ardene, têhet ardene, pêser komnayene, pêhet ardene
li hev sxistin lg. têro cinitene, têro dayene, werê kerdene, werê fîstene
li hev xistin lg. pêrodayene, yewbînî ro dayene, lej kerdene
lg. pêver dayene, têver dayene, ver pê dayene
li hevdan m. pêrodayis, yewbînîrodayis n.
li hevhatî rd. pêkewte, mutabiq, werêameye, reyewbînîameye
li hevhatin m. pêkewtis, mutabiqmendis, têserekerdis, werêameyis, hurêameyis n.
m. werêameyis, pêkewtis, pêameyis, astbîyayis n.
lng. . pêkewtene, mutabiq bîyene
m. pêkewtis, mutabiqbîyayis n.
li hevkirin lg. pêkewtene, pêameyene, pêkerdene, têsere kerdene, werê ameyene, pêsere kerdene
li hevkombûn m. pêserameyis n.
li hevqerimîn m. pêgîrîyayis, pêqeremîyayis, qeremîyayis n.
li hevrikibîn m. pêkewtis, mutabiqmendis, têserekerdis, werêameyis, hurêameyis n.
li hevxistin m. pêrodayis, yewbînîrodayis n.