Encamên lêgerînê
ketin m 1. düşme (yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inme) 2. düşme (durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukardan aşağıya inme) 3. düşme (yere devrilme, yere serilme) 4. yığılma, yığılıp kalma, yıkılma (yere düşme) 5. düşme, çakılma (hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpma) 6. düşme (vücuda bol gelen giysi aşağı kayma) 7. düşme (yağma) 8. düşme (vurma, değme) 9. düşme (bir zorunluluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılma, gitme) 10. düşme (uğrama, kapılma) 11. düşme (bulunma) 12. düşme (kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunma) 13. düşme (iş başından uzaklaşma) 14. düşme (hızı, gücü, değeri azalma) 15. düşme (çökme, düşkünleşme, yıkılma) 16. düşme (bir yere ansızın gelme, damlama, tesadüfen gelme) 17. düşme (belirli zamana rastlama) 18. düşme (fırsat çıkma) 19. düşme (savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olma veya şehit düşme) 20. düşme (bayağılaşma) 21. düşme (yardımcı fiil olarak; olma, olumsuz bir duruma girme) 22. girme, giriş * di her cara ketina min a fakulteyê de min ew didît fakülteye her girişimde ilk onu görürdüm 23. girme (sığma) 24. girme (yer alma, katılma) 25. girme (alma, fethetme) 26. girme (girişme, başlama) 27. girme (bulaşma) 28. girme (ağrı, sancı başlama, saplama) 29. girme (yeni bir duruma geçme, dönüşme) 30. girme (kavgaya tutuşma) 31. girme, değme, (erişme, ulaşma) 32. girme (yazılma, başlama) 33. yerleşme (çalışmak için bir yere girme) 34. yerleşme (bir yerde oturmaya, yaşamaya başlama) 35. bitkinleşme, bitkin düşme, tükenme. tükeniş (güçsüzleşme) 36. boynunu bükme (bitki için; canlılığını yitirme) 37. devrilme 38. düşkünleşme (büyük geçim sıkıntısına düşme) 39. gelme (düşme, rast gelme) 40. vurma (etkisi bir yere kadar uzanma, sokulma, yansıma, aksetme) 41. kaçma (girme) 42. düşme, boylama 43. geçme (parası geçme gibi) 44. dökülme (akar sular için; göl veya denizde son bulma) 45. inginlik, çökme (güçten düşme, yaşlanma) 46. bîtap düşme, yorgun düşme
ketin (cihekî) 1) dalmak (bir yere içine girmek) * polîs, di dest wan de çek, ketin hundir polisler ellerinde silahlarla içeriye daldılar 2) boylamak * ew jî kete hebsê o da hapsi boyladı 3) -e kapanmak * ketiye hundir û misêwa dixebite eve kapanmış, habire çalışıyor
ketin (derekê) ulaşmak (birbirine katılmak, dökülmek) * çem dikevin deryayan nehirler denizlere ulaşıyor
ketin (tiştekî) 1) geçmek (yazılmak, girmek) * ketin dîrokê tarihe geçmek * ketin pîrtûkan kitaba geçmek 2) geçmek (konuşmada veya basında sözü edilmek) * xwestibû ku navê wî nekeve rojnameyan adının gazetelere geçmemesini istemişti 3) çökmek (duygu, durum vb. için; basmak) * bêdengiyek kete salonê salona bir sessizlik çöktü 4) hırsızlığa girmek, çalmak * ketibû tirî üzüm çalmaya girmişti
ketin agirekî sor belâya düşmek
ketin antaqê pusuya yatmak
ketin aqilê (yekî) 1) aklına düşmek (hatırlamak) 2) aklına düşmek (kafasında bir düşünce doğmak) 3) aklına yatmak
ketin avê suya düşmek, yüzmek.
l/gh çimmek, suya girmek
suya girmek
ketin axaftinê (peyiftinê an jî xeberdanê) konuşmaya dalmak (veya koyulmak)
ketin bayê balixiyê buluğ çağına girmek
ketin bazara (an jî sûka) reş kara borsaya düşmek
ketin behra aqil düşünceye dalmak
ketin belayê belâya düşmek, belâya girmek (veya uğramak)
ketin bênimêjiyan ay başı görmek, ay başı olmak, âdet görmek, gününü doldurmak
ketin beqê başağa durmak
ketin ber (tiştekî) alanına girmek
ketin ber (…) 1) -e kısmak, kaptırmak 2) öne düşmek
ketin ber bayê xewneke şevan rüyaya aldanmak
ketin ber biçûk çocuk doğurmaya başlamak
ketin ber çav göze ilişmek
ketin ber çavan göze batmak (tedirgin etmek, uygunsuz veya yakışıksız görünmek)
ketin ber çavê (yekî) 1) (bir şey) gözüne ilişmek 2) göze batmak (çekememezliğe yol açmak)
ketin ber derê xelkê el kapısına düşmek
ketin ber destan 1) başkalarına muhtaç duruma düşmek 2) elden ayaktan düşmek
ketin ber destê (yekî) 1) eline düşmek (rastlamak, tesadüf etmek) * kurik kete ber destê mamosteyeke qenc çocuk iyi bir öğretmenin eline düştü 2) eline geçmek (rastlamak, tesadüf etmek) * çi pirtûka ku bikeve berdestê wî dixwîne eline geçen her kitabı okur 3) kucağına düşmek
ketin ber dilê (yekî) 1) (birinin) koynuna girmek 2) (birinin) koynuna girmek (biriyle yatıp sevişmek) 3) kucağına düşmek
ketin ber dilê hev kucak kucağa girmek
ketin ber dorê kuyruğa girmek
ketin ber efûyê 1) af kapsamına alınmak, af kapsamına girmek * şewitandina daristanê nakeve ber efûyê orman yakmak af kapsamına alınmaz 2) affa uğramak
ketin ber êrîşan saldırıya uğramak
ketin ber gunehê (yekî) (birinin) günahını almak, gunahına girmek
ketin ber halê xwe doğum yapmak
ketin ber hemlê doğum yapma zamanı gelmek
ketin ber herikanê akıntıya kapılmak
ketin ber hev 1) kapışmak (kavgaya tutuşmak) 2) teyakkuz durumuna geçmek 3) yarışa girişmek 4) karşı karşıya düşmek 5) fit olmak * deyn û pereyê me ketin ber hev borçlarımız ile paralarımız fit oldu 6) birbirine girmek, tartışmak
ketin ber kar 1) işe girişmek 2) işe koşulmak
ketin ber loman adı kötüye çıkmak
ketin ber pêla avê dalgaya kapılmak
ketin ber pêla bayê rüzgâra kapılmak (yek)
ketin ber peşkan çekiştirilmeye başlanmak
ketin ber peşkê, jê re li hev nehatin şansı yaver gitmemek
ketin ber rexneyan 1) eleştiriye tabi tutulmak 2) eleştiriye uğramak
ketin ber ruh can çekmek
ketin ber şek û pekan gelen vurmak giden vurmak
ketin ber telan başına belâlar musalat olmak
ketin ber tengiyê doğum yapmak
ketin ber welidanê doğum yapmak (doğurma esnası için)
ketin ber zanê doğum yapmak (doğurma esnası için
ketin ber zarok (an jî zarû) doğum yapmak (doğurma esnası için)
ketin ber zê doğum yapmak (hayvan için)
ketin berê 1) kapsamına girmek 2) aş yermek, aş ermek 3) kaptırmak, kıstırmak
ketin bergehê kapsamına girmek
ketin betlaneyê (an jî tetîlê) tatile girmek
ketin bextê (yekî) ocağına düşmek, birine sığınmak
ketin bextê (yekî) û xwedê de önce Allah sonra birine sığınmak
ketin bin (yekî) (birini) baştan çıkarmak, ayartmak
ketin bin bandora sêrê büyüye kapılmak (veya tutulmak)
ketin bin çengê (yekî) 1) koltuğuna girmek 2) (birini) ayartmak (kandırmak)
ketin bin çengên (yekî) (birinin) sakalının altına girmek
ketin bin destê (...) kendini kaptırmak (bir şeyin etkisinden kurtulamayacak duruma düşmek)
ketin bin deyn (an jî qerz) borç altına girmek
ketin bin deynan l/bw borçlanmak
ketin bin emrê (yekî) 1) (birinin) emrine (veya buyruğuna) girmek, buyruk altına girmek, kayıt altına girmek 2) yuları ele vermek (veya yuları kaptırmak), sakalı ele vermek (veya sakalı kaptırmak)
ketin bin erdê yerin dibine girmek
ketin bin fermana (yekî) (birinin) emrine girmek, boyun vermek, buyruk altına girmek
ketin bin heyva ewr sıra kadem basmak, ortalıktan kaybolmak
ketin bin kêrê bıçak altına yatmak
ketin bin mehra (yekî) birinin nikâhlısı olmak
ketin bin milê (yekî) 1) (birini) koltuğuna girmek (yardım etmek için) 2) (birini) karşılamaya çıkmak
ketin bin mineta (yekî) (birine) minnet borcu olmak
ketin bin nîrê (yekî) boyunduruk altına girmek
ketin bin qerzan l/bw borçlanmak
ketin bin waman l/bw borçlanmak
ketin binê (cihekî) (bir yere) başını sokmak (barınacak bir yer bulmak)
ketin binê (yekî) 1) (birinin) aklını çelmek, zihnini çelmek (ayartmak, baştan çıkartmak) 2) (birinin) nabzına girmek
ketin binê axê toprağa düşmek
ketin binê bar yük altına girmek
ketin binê erdê 1) toprağa düşmek (ölüp göçmek) 2) yerin dibine geçmek, yerin dibine batmak, yerin dibine girmek (çok utanıp sıkılmak)
ketin binê kêrê bıçak altına yatmak
ketin binî 1) alta girmek 2) altta kalmak (yenilmek) 3) aklını çelmek, adam ayartmak
ketin bîra (yekî) 1) aklına düşmek, aklına gelmek (anımsamak, hatırlamak) 2) aklına düşmek (kafasında bir düşünce doğmak)
ketin buhranê bunalıma düşmek
ketin bûseyê pusuya düşmek
ketin çalakiyê faaliyete geçmek, icraata geçmek
ketin çamûrê 1) çamura girmek (veya batmak) 2) batağa saplanmak (içinde çıkılması güç bir durumda olmak)
ketin çamûrê jê derneketin okkanın altına gitmek
ketin çav 1) göze girmek 2) göz doldurmak * di antremanê de futbolerê nû kete çav antremanda yeni futbolcu göz doldurdu 3) göze batmak
ketin çav xelkê gözüne girmek
ketin çavê (yekî) gözüne girmek
ketin çavên (yekî) (birinin) gözüne girmek batmak
ketin cedêla hev münakaşaya tutuşmak
ketin çekan âdet görmek, ay başı olmak
ketin çelemê lades tutuşmak.
ketin cengê savaşa girmek
ketin cih 1) yerleşmek (yerine girmek) 2) oturmak (belli bir yörüngede dönmeye başlamak) * peyk kete cih uydu yörüngeye oturdu
ketin cihê (yekî) 1) (birini) yerine geçmek, yerini almak (görevden ayrılan birinin yerini almak) 2) (birini) yerine geçmek (bulunmayan bir nesnenin veya kavramın yerine kullanılabilmek) 3) yerine girmek
ketin cihê xwe yerine oturmak (iyi yerleşmek)
ketin cilan ay başı görmek, ay başı olmak, âdet görmek, gününü doldurmak
ketin çilê xwe kırkına girmek
ketin çilexaneyê çileye girmek
ketin ciyawaziyê ihtilafa düşmek.
ketin cizbeyê l/ngh cezbelenmek, cezbeye tutulmak
cezbelenmek, cezbeye tutulmak
ketin coş û xiroşê heyecan duymak
ketin dadgehan (an jî mehkemeyan) (bir başkasıyla) mahkemelik olmak
ketin dafa (yekî) 1) (birinin) tuzağına düşmek 2) birine yem olmak
ketin dafê 1) tuzağa düşmek 2) kapana düşmek (girmek, kısılmak, kaymak veya tutulmak)
ketin dafikê 1) kapana düşmek (girmek, kısılmak, kaymak veya tutulmak) 2) faka basmak, kafese girmek (aldatılmak)
ketin dar û derbê jinan kadınlaşmak
ketin darê jinan 1) geyik etine girmek (genç kız), erinlik çağına ermek 2) andropoza girmek, (erkeklerde) yaş dönümüne girmek
ketin darê mêran (an jî mêraniyê) (kadın) menopoza girmek (veya olmak), erkekleşmek
ketin delabê jinan (erkek) andropoza girmek
ketin derdan derde girmek
ketin derdê xwarinê yemek derdine düşmek
ketin dereceyê dereceye girmek
ketin dereka (yekî) (birinin) belâsına düşmek
ketin deriyê fireh düze çıkmak, bolluğa ermek
ketin deriyê teng dara düşmek (para sıkıntısına düşmek)
ketin derpê argo saklanmak, ayiba girmek
ketin dest 1) ele geçmek 2) ele geçirilmek, ele geçmek, paçayı kaptırmak (yakalanmak)
ketin destê (yekî) 1) eline düşmek (egemenliği, buyruğu altına girmek) * kel kete destê dijmin kale düşmanın eline düştü 2) eline düşmek, eline geçmek (yakalanmak) * kete destê rêbiran haydutların eline düştü * name ketin destê min mektuplar elime geçti 3) eline geçmek (kazanmak, elde etmek)
ketin destengiyê dara düşmek, başı darda kalmak (para sıkıntısına düşmek)
ketin devê (yekî) diline düşmek
ketin devê xelkê dillere düşmek
ketin dewreyê devreye girmek
ketin dewsa (yekî) 1) (birini) yerine geçmek, yerini almak (görevden ayrılan birinin yerini almak) 2) (birini) yerine geçmek (bulunmayan bir nesnenin veya kavramın yerine kullanılabilmek)
ketin dilê (yekî) içine oturmak
ketin dilqê (yekî) (birinin) kılığına girmek, kisvesine bürünmek
ketin dilxişûşiyan vehme kapılmak (veya düşmek)
ketin dîrokê (mêjûyê an jî tarîxê) 1) tarihe geçmek 2) tarihe karışmak
ketin diziya (...) hırsızlık yapmak (veya etmek), bir şeyi çalmak
ketin diziyê hırsızlık etmek (veya yapmak), hırsızlığa girmek
ketin dorpêçê (an jî hesarê) mahsur kalmak
ketin dû peşine düşmek (takip etmek)
ketin dû rêçê izine düşmek
ketin dudiliyê tereddüde düşmek
ketin eceleyê aceleye gelmek, dara gelmek
ketin edrê 1) sara hastalığına tutulmak 2) transa geçmek
ketin eksa hev l/bw inatlaşmak, karşılıklı inatlaşmak
ketin eksê l/ngh aksilik etmek, terslenmek
inata binmek
ketin endîşeya (...) kaygısına düşmek
ketin endîşeyan endişeye düşmek
ketin erdê 1) yere düşmek * lamba kete erdê lamba yere düştü 2) düşmek * kurik li parkê ketiye erdê çocuk parkta yere düşmüş 3) yuvarlanmak (yere devrilmek)
ketin êrîşê saldırıya geçmek, taarruza geçmek
ketin etra (tiştekî) (bir şeyin) derdine düşmek, kaygısına düşmek
ketin etra canê xwe can kaygısına düşmek, canının derdine düşmek
ketin etra serê xwe başının derdine düşmek
ketin etra xwe kendi derdine düşmek
ketin etrê meraka düşmek
ketin faeliyetê faaliyete geçmek, icraata geçmek
ketin faqa (yekî) 1) (birinin) tuzağına düşmek 2) birine yem olmak
ketin faqê 1) kapana düşmek (girmek, kısılmak, kaymak, tutulmak veya tutulmak) 2) faka basmak (aldatılmak)
ketin feqîriyê yoksullğa düşmek, aç kalmak
ketin fikareyan (an jî hêsîbesan) endişeye düşmek
ketin fikir û ramanan düşünceye dalmak
ketin firehiyê düze çıkmak, arabasını düze çıkarmak, geniş bir nefes almak, ferahlığa kavuşmak
ketin galegalan konuşmaya dalmak (veya koyulmak)
ketin gengeşiyê (an jî nîqaşê) tartışmaya girişmek
ketin gerewa hev birbirinin yerine geçmek, fitleşmek
ketin gora (yekî) günahını çekmek
ketin guhê (yekî) kulağına girmek
ketin gumanê l/ngh kuşkulanmak, işkillenmek
kuşkuya düşmek
ketin gûna bavê xwe babasının hâline düşmek
ketin gunehan günaha girmek
ketin halê tenik hassas bir duruma düşmek
ketin halê (...) ... durumuna düşmek
ketin halê kûçikan hâline köpekler gülmek
ketin halê miriyan cenaze gibi olmak
ketin halekî bêhal tanınmayacak hâle gelmek
ketin halekî nehal (işi veya durumu) duman olmak, berbat olmak
ketin halekî xerab (bir) hâl almak (bir duruma gelmek) * nexweşîn kete halekî xerab hastalık tehlikeli bir hâl aldı
ketin hawirkanê yarışmaya girmek
ketin hayzeyan ay başı görmek, ay başı olmak, âdet görmek, gününü doldurmak
ketin hêba canê xwe can kaygısına düşmek, canının derdine düşmek
ketin heban l/ngh evinlenmek, tane tutmak
ketin heban (an jî teneyan) tane bağlamak
ketin hebûban tane bağlamak
ketin heleyan yanıgıya düşmek
ketin hemberiya hev rekabete girişmek, yarışa girişmek
ketin hemla diya xwe ana rahmine düşmek
ketin hepsê hapse girmek
ketin heriyê 1) çamura bulaşmak, çamura girmek (veya batmak) 2) batağa saplanmak (içinde çıkılması güç bir durumda olmak)
ketin hêrsê 1) öfkeye kapılmak, hiddete kapılmak, sinirlenmek 2) aşka gelmek
ketin hêsîbesan endişeye düşmek
ketin hev l/ngh 1. çakışmak, çitişmek 2. rastlaşmak (aynı zamanda olmak, üst üste gelmek) 3. tutuşmak (girişmek)
1) kapışmak (kavgaya tutuşmak) 2) kapışmak (hırsla güreşe girmek) 3) kilitlenmek (fizikî ve ruhî sebeplerden dolayı hareket edemez, kıpırdayamaz duruma gelmek) 4) kilitlenmek, birbirine geçmek, kenetlenmek 5) (birbirine) denk gelmek (eşyalarda eril ve dişi uclarının birbirine rast gelmesi)
ketin hev û din l/bw kenetlenmek * lêvên wê ketine hev dudakları kenetlenmiş
ketin hêviyan ümide düşmek
ketin hewlê kıvamına gelmek
ketin heyecanê heyecana gelmek, heyecanlanmak, yüreği kalkmak
ketin heyra (yekî) (birine) hayret etmek
ketin hîzayê hizaya gelmek
ketin hundir içeri girmek
1) içeri girmek 2) içeri düşmek, içeri girmek (hapse girmek)
ketin hundirê (...) 1) içeri girmek 2) içeriye sızmak * av ketiye hundirê keştiyê gemi su almış
ketin inta hev l/bw inatlaşmak, karşılıklı inatlaşmak
ketin înziwayê l/ngh inzivaya çekilmek
ketin kar (an jî îş) işe girmek
ketin karê 1) kâra geçmek 2) yanına kâr kalmak 3) ucuza çıkmak (ucuza bir şey yaptırıldığında)
ketin karîgeriyê l/gh yürürlüğe girmek
ketin kêf û eşqê 1) (biri) havasını bulmak 2) eğlenceye dalmak
ketin kêf û zewqê û weşandin hızlı yaşamak
ketin kêfê (biri) havasını bulmak
ketin kemala xwe kemale ermek (gelmek veya kemal bulmak), ergen olmak
ketin kemîna (yekî) mantara basmak, tuzağına düşmek
ketin kemînê pusuya düşmek, tuzağa düşmek
ketin kersaxê karaya düşmek (denizde veya nehirde bulunan şey, akıntı veya dalga ile kıyıya atılmak)
ketin kevçiyê (yekî) hayatına girmek, düşmek (biriyle yaşamak) * jineke bisihûd bû, ketibû kevçiyekî mêrekî baş şanslı bir kadındı, iyi bir kocaya düşmüştü
ketin kewarê 1) önemli işler yapmak için eve kapanmak 2)argo çarşaflamak, kötü duruma düşmek
ketin kincan âdet görmek, ay başı olmak
ketin kira (yekî) (birinden) gıcık kapmak
ketin kirasan ay başı olmak
ketin kirasê hev birbirine alışmak, birbirinin huyunu suyunu öğrenmek
ketin kirasekî din değişim geçirmek
ketin kitkitan ayrıntıya inmek
ketin komayê komaya girmek
ketin koxê (an jî qulê) önemli işler yapmak için eve kapanmak
ketin koyê koyunların tek sıra halinde başlarını önündeki koyunun bacakları arasına koyarak ilerlemesi
ketin kozikan l/ngh mevzilenmek
ketin kuçeyan sokaklara düşmek, kaldırıma düşmek
ketin kulîlkan l/gh çiçeklenmek
çiçeklenmek
ketin kurkan kuluçkaya yatmak
ketin l/ngh 1. düşmek (yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek) * çûka ku hatibû hingaftin kete ser xanî vurulan kuş evin üstüne düştü 2. düşmek (durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukardan aşağıya inmek) * pelek ji darê de ket erdê ağaçtan bir yaprak yere düştü 3. düşmek (yere devrilmek, yere serilmek) * kurik gava ku baz dabû ketibû erdê çocuk koşarken yere düşmüştü 4. yığılmak, yığılıp kalmak, yıkılmak (yere düşmek) 5. düşmek, çakılmak (hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak) * balafir ketiye uçak düşmüş * balafir li çiya ket uçak dağa çakıldı 6. düşmek (vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak) * cilên wî jê diketin elbiseleri düşüyordu 7. düşmek (yağmak) * berf li çiyayan ketiye dağlara kar düşmüş 8. düşmek (vurmak, değmek) * siya dara behîvê ketibû ser rê badem ağacının gölgesi yola düşmüştü 9. düşmek (bir zorunluluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek) * ji ber loqeke nan ketibû welatên xerîb bir lokma ekmek için gurbete düşmüştü 10. düşmek (uğramak, kapılmak) * ketin gumanê şüpheye düşmek 11. düşmek (bulunmak) * li xaniyê ku dikeve wî aliyê rê dimîne yolun karşısına düşen evde oturuyor 12. düşmek (kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak) * ketibû tîmarxaneyê timarhaneye düşmüş 13. düşmek (iş başından uzaklaşmak) * kabîne ket kabine düştü 14. düşmek (hızı, gücü, değeri azalmak) * qîmeta pere ket paranın değeri düştü 15. düşmek (düşkünleşmek, çökmek, yıkılmak) * çendê wî alî min Alî Axa dît, bê çima wisa ketibû geçenlerde Ali ağa’yı gördüm, nasıl da düşmüştü 16. düşmek (bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek) * ev ji ku de kete vir bu da nereden düştü 17. düşmek (belirli zamana rastlamak) * xwedêdana min dikeve kîja mehê doğumum hangi aya düşüyor? 18. düşmek (fırsat çıkmak) * fersendek ket destê min elime bir fırsat düştü 19. düşmek (savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak veya şehit düşmek) * Medîne di şer de ketiye Medine savaşta düşmüş 20. düşmek (bayağılaşmak) 21. düşmek (yardımcı fiil olarak; olmak, olumsuz bir duruma girmek) * ez jar ketime zayıf düşmüşüm * dîl ketiye esir düşmüş 22. girmek (dışarıdan içeriye girmek) * ez ketim bexçe bahçeye girdim 23. girmek (sığmak) * destê min nakeve vî lepikî elim bu eldivene girmiyor 24. girmek (yer almak, katılmak) * ew jî ket nav me o da aramazı girdi 25. girmek (almak, fethetmek) * artêşên neyaran ketin welêt düşman orduları ülkeye girdiler 26. girmek (girişmek, başlamak) * ez dikim nakim nikarim bikevim mijarê bir türlü konuya giremiyorum 27. girmek (bulaşmak) * nexweşînek ketiye nav mihan koyunlara bir hastalık girdi 28. girmek (ağrı, sancı başlamak, saplamak) * sancoyek ket zikê min karnıma bir sancı girdi 29. girmek (yeni bir duruma geçmek, dönüşmek) * ji wî rengî derdiket dikete rengekî din renkten renge giriyordu 30. girmek (kavgaya tutuşmak) 31. girmek, değmek, (erişmek, ulaşmak) * kurê min dê îsal bikeve bîstê xwe oğlum bu sene yirmisine girecek * emrê wê kete pazdehan yaşı on beşine değdi 32. girmek (yazılmak, başlamak) * kete dibistanê okula girdi * kete kar işe girdi 33. yerleşmek (çalışmak için bir yere girmek) * kurê wê ketiye bankayê oğlu bankaya yerleşmiş 34. yerleşmek (bir yerde oturmaya, yaşamaya başlamak) * ketin xaniyê xwe evine yerleştiler 35. bitkinleşmek, bitkin düşmek, tükenmek 36. boynunu bükmek (bitki için; canlılığını yitirmek) 37. devrilmek 38. düşkünleşmek (büyük geçim sıkıntısına düşmek) ketin 39. gelmek (düşmek, rast gelmek) * dibistan li aliyê çepê yê rê dikeve okul, yolun soluna geliyor 40. vurmak (etkisi bir yere kadar uzanmak, sokulmak, yansımak, aksetmek) * tav hino hino dikeve hundir güneş parça parça içeriye vuruyor 41. kaçmak (girmek) * av kete guhê min kulağıma su kaçtı 42. düşmek, boylamak * piyê wê şemitî kete erdê ayağı kaydı, yeri boyladı 43. geçmek * pere min kete aliyê te param sana geçti 44. dökülmek (akar sular için; göl veya denizde son bulmak) * ev çem dikeve deryayê bu nehir denize dökülüyor 45. bîtap düşmek, yorgun düşmek
ketin lanê inine girmek
ketin lepê (yekî) pençesine düşmek
ketin lepikê tuzağa düşmek
ketin leyîstikê oyuna çıkmak
ketin lez û bezê gümrükten mal kaçırır gibi
ketin lûlikkişandinê kura çekmeye girmek
ketin mehkemeyan (bir başkasıyla) mahkemelik olmak
ketin mehremiyeta (yekî) (birinin) mahremiyetine girmek
ketin mêjûyê (an jî tarîxê) 1) tarihe geçmek 2) tarihe karışmak
ketin menopozê menopoza girmek
ketin meraqa (yekî) (birini) merak etmek, derdine düşmek
ketin meraqan meraka düşmek
ketin mesrefê masrafa girmek
ketin meterîsan l/ngh mevzilenmek
ketin mewziyan l/ngh mevzilenmek
ketin mezel toprağa düşmek, ölmek
ketin miçilgê bahse girmek, iddiaya girmek.
ketin mijûlahiyan sohbete dalmak
ketin milê (yekî) 1) (birinin) koluna girmek 2) koltuklamak, koltuğuna girmek
ketin milê hev kol kola girmek
ketin miqatê şart tutmak
ketin mitaleyan 1) düşüncelere dalmak 2) pis pis düşünmek
ketin nakokiyê çelişkiye düşmek, tezata düşmek
ketin nanê bavê çocuk sütten kesilip yemek yemeğe başlamak
ketin nav (tiştekî) gömülmek (bir şeyin derinliğine inmek) * em ketin nav bîreweriyan anılara gömüldük
ketin nav axaftinê (biriyle) lâfa dalmak, lâfa karışmak
ketin nav bizavekê eylemde bulunmak
ketin nav cihan yatağa girmek, yatmak
1) kafayı (yere) vurmak (hastalanıp yatağa düşmek) 2) doğum yapmak
ketin nav cihê (yekî) (birinin) yatağına girmek, kadın biriyle evlilik dışında ilişkiye girmek
ketin nav dest û piyan 1) yatalak olmak 2) sakalı saydırmak 3) elden ayaktan düşmek
ketin nav dest û piyên (yekî) ayağına dolanmak veya dolaşmak * sebî ketiye nav dest û piyên min, nahêle ez kar bikim çocuk ayağıma dolanmış, iş yapamıyorum
ketin nav diz û keleşan kurtlar sofrasına düşmek
ketin nav guran kurtlar sofrasına düşmek
ketin nav hev l/bw 1. (birbirine) karışmak 2. (birbirine) girişmek, kavgaya tutuşmak 3. geçişmek
1) (birbirine) karışmak 2) birbirine) dolanmak 3) kapışmak (kavgaya tutuşmak)
ketin nav kitekitan ayrıntılar üzerinde durmak, tafsilata girmek
ketin nav leman ileri geri konuşmak, haddini aşmak
ketin nav lepan pençesine düşmek
ketin nav lepê (yekî) pençesine düşmek
ketin nav livbaziyekê eylemde bulunmak
ketin nav nivînan 1) yatağa girmek, yatmak 2) döşeğe düşmek, kafayı (yere) vurmak (hastalanıp yatağa düşmek)
ketin nav penceyê (yekî) pençesine düşmek
ketin nav qata mirovan (an jî merivan) adam içine karışmak, adam sırasına geçmek (veya girmek)
ketin nav teqereqê (an jî xirecirê) gürültüye gelmek
ketin nav wan 1) aralarına girmek 2) aralarına karışmak (büyüyüp yetişmek) 3) aralarını bozmak
ketin nava (tiştekî) -e katılmak, karışmak * avên çeman dikevin nava behran nehir suları denizlere karışır
ketin nava (…) 1) araya girmek (iki kişi arasındaki bir işe karışmak) * ketin nava jin û mêr karı kocanın arasına girdiler 2) araya girmek (iki kişiyi uzlaştırmaya çalışmak) * ketin nav wan û xeydanan li hev aş kirin araya girip küskünleri barıştırdılar
ketin nava hev l/bw 1. karışmak (iki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak) * di erebeyê de hingî ez çeliqîm nav û dilê min ketin nava hev arabada salana salana içim bağrım birbirine karıştı 2. karışmak (düzensiz, dağınık olmak) 3. karışmak (açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek) 4. alan talan olmak
1) içiçe girmek, birbirine karışmak 2) iç içe geçmek 3) allak bullak olmak
ketin nava xelîl û celîl 1) iki arada bir derede kalmak 2) aşağı tükürsem sakalım yukarı tükürsem bıyığım (ya da aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık), boşa koysan dolmaz, doluya koysan almaz
ketin navbera (...) 1) araya girmek (iki kişi arasındaki bir işe karışmak) * ketin nava jin û mêr karı kocanın arasına girdiler 2) araya girmek, devreye girmek (iki kişiyi uzlaştırmaya çalışmak) * ketin navbera wan û xeydanan li hev aş kirin araya girip küskünleri barıştırdılar
ketin navbera nal û bizmar iki arada bir derede kalmak
ketin navê 1) araya girmek, araya karışmak 2) araya girmek (bir iş yapılırken ona engel olacak başka bir engel çıkmak) * cejn kete navê, min karê we neqedand bayram araya girdi, işinizi bitiremedim 3) girmek (incelemek, ayrıntılara girmek) 4) dahil olmak, girmek 5) araya girmek (arada zaman geçmek) * çend saet ket navê birkaç saat araya girdi
ketin navkişandinê ad çekmeye girmek
ketin navmala (yekî) (birinin) mahremiyetine girmek
ketin nîqaşê tartışmaya girişmek
ketin nivînê yatağa düşmek.
ketin pala evcetê zurnanın zırt dediği yer
ketin paşila (yekî) 1) (birinin) koynuna girmek 2) (birinin) koynuna girmek (biriyle yatıp sevişmek)
ketin paşila hev kucak kucağa girmek
ketin paxila (yekî) 1) (birinin) koynuna girmek 2) (birinin) koynuna girmek (biriyle yatıp sevişmek)
ketin pencikê (yekî) pençesine düşmek
ketin peravê karaya düşmek (denizde veya nehirde bulunan şey, akıntı veya dalga ile kıyıya atılmak)
ketin pêş 1) öne düşmek (önde yürümek) * me rê nizanibû, ew kete pêşiyê û em welê çûn yolu bilmiyorduk, o öne düştü öyle gittik 2) öne düşmek (kılavuzluk etmek) 3) ileri geçmek (üstün bir makama geçmek)
ketin pêşbazîyê yarışmaya girmek.
ketin pêşbaziyê yarışmaya girmek
ketin pêsîra (yekî) yakasına yapışmak
ketin pêsîra hev 1) (birbiriyle) didişmek, uğraşmak 2) karşıkarşıya gelmek (çatışmak) 3) yarışmak, yarışa girişmek
ketin pêsîrtengiyê dara düşmek (zor durumda kalmak)
ketin pêşiya (yekî) 1) (birinin) önüne düşmek (birinin önünde yürümek) 2) (birinin) önüne düşmek (birine kılavuzluk etmek)
ketin pêşiyê ileri geçmek, öne geçmek
ketin peştavêtinê (an jî qurayê) ad çekmeye girmek
ketin pey (an jî dû) peşine düşmek (takip etmek)
ketin pey (tiştekî) güdelemek
ketin pey (yekî) ardına düşmek, kovalamak (kaçanın ardına düşmek, yakalamaya çalışmak)
ketin pey şopa (yekî) (birinin) iziden gitmek, takip etmek
ketin pey şopê (an jî rêçê) iz peşine düşmek, izi takip etmek
ketin peyan kibirlenmek
ketin peyîftinê (an jî xeberdanê) konuşmaya dalmak (veya koyulmak)
ketin peyvînê konuşmaya koyulmak, dalmak
ketin pîsîtiyê çukura düşmek (kötü ve uygunsuz bir druma düşmek)
ketin pişta (yekî) arka çıkmak
ketin piyaseya îşportayê işportaya düşmek
ketin piyaseyê piyasaya çıkmak (veya girmek)
ketin polemîkan polemiğe girmek (veya girişmek)
ketin qafê (yekî) kafasına yatmak
ketin qefesê (an jî defikê) kafese girmek (aldatılmak)
ketin qereqolê karakolluk olmak
ketin qeyranê buhran geçirmek, bunalıma düşmek
ketin qilqalê telâşa düşmek, telâşa kapılmak, tedirgin olmak
ketin qirika (yekî) 1) (biriyle) tartışmaya başlamak 2) birinin yakasına yapışmak
ketin qirika hev l/bw boğaz boğaza (veya gırtlak gırtlağa) gelmek
1) tartışmaya girişmek, münakaşaya tutuşmak 2) gırtlak gırtlağa gelmek, kapışmak (kavgaya tutuşmak, birbirine girmek)
ketin qulika mala xwe kozasına çekilmek
ketin qulika xwe kozasına çekilmek
ketin qulikê argo deliğe girmek, kodesi boylamak (hapse girmek)
ketin qurayê kuraya girmek
ketin raserî (cihekî) (bir yerini) üst tarafına çıkmak
ketin rastê 1) ayağı düze basmak 2) ortaya düşmek (kadın, ortamalı olmak, sokağa düşmek)
ketin rê 1) yola çıkmak, yola koyulmak, yola düşmek, yola revan olmak 2) düzelmek, rayına girmek (kötü, bozulmuş bir durumda iken düzenli bir duruma gelmek)
ketin rêgeha xwe yörüngesine oturmak
ketin reşbîniyê karamsarlığa düşmek
ketin rewacê revacta olmak
ketin rewşa (...) ... durumuna düşmek
ketin rêzê (an jî sefê) dizilmek
ketin rika hev l/bw inatlaşmak, karşılıklı inatlaşmak
ketin riya xerab 1) kötü yola düşmek 2) kötü yola düşmek, ortaya düşmek, piyasaya düşmek (kadın, ortamalı olmak, sokağa düşmek)
ketin riya xwe iş yoluna girmek
ketin riyan yollara (sokaklara) dökülmek
ketin şaşiyan yanlışlığa düşmek, yanıgıya düşmek
ketin şaşiyê hataya düşmek.
hataya düşmek
ketin şayîşa (yekî) kaygısına düşmek
ketin şayîşan l/ngh endişelenmek
ketin şayîşan (an jî endîşeyan) endişeye düşmek
ketin ser dil üstüne çıkmak
ketin ser (...) eklenmek
ketin şer (an jî cengê) savaşa girmek
ketin ser (tiştekî) 1) -e girişmek, koyulmak, abanmak 2) vurmak * siya darê ketiye ser dîwêr ağacın gölgesi duvara vuruyor
ketin ser (yekî) 1) üstüne çıkmak 2) düşmek (ödevi ve yetkisi içinde bulunmak) * carinan çûna beqal dikeve ser min bana arada bir bakkala gitmek düşüyor
ketin ser dilê (yekî) 1) birini yere sermek (yenmek) 2) üstüne çullanmak 3) kıyasıya dövmek 4)argo düzmek
ketin ser dilê hev sıkışmak, tıkılmak
ketin ser hev üstüste yığılmak, üstüste düşmek
ketin ser kira (yekî) gıcık kapmak, gıcık almak (veya olmak)
ketin ser kurm û kirasê (yekî) birine uyum sağlamak
ketin ser lingan l/bw yürümeye başlamak (çocuk; ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek)
yürümeye başlamak
ketin ser nan yemeğe girişmek, yemeğe başlamak
ketin ser rê yola (veya yollara) düşmek, yola düzülmek (düzelmek veya koyulmak)
ketin ser riya xwe yolunu tutmak, yoluna koyulmak
ketin ser zar û zimanan 1) dile (veya dillere) düşmek, ağızlara sakız olmak, ağza düşmek, çavlanmak (hakında dedikodu yapılmak) 2) dillere destan olmak
ketin ser zimanan dillere düşmek
ketin ser zimanê (yekî) diline dolanmak
ketin ser zimanên xelkê dile (veya dillere) düşmek (hakında dedikodu yapılmak)
ketin serê 1) -e girişmek, yumulmak 2) katılmak, eklenmek, beslemek * avên newalan dikevin ser vî çemî dereler bu nehiri besliyorlar
ketin serê (yekî) 1) kafasına yatmak, aklına yatmak 2) yutmak, inanmak * ev vir nakeve serê yekî bu yalanı kimse yutmaz 3) havsalası almak 4) kavramak (anlamak, algılamak), kulağına girmek 5) yer edinmek, nakşolmak
ketin şertê bahse girmek
ketin şikê kuşkuya düşmek, kuşku duymak, şüpheye düşmek
ketin silûke inzivaya çekilmek.
ketin silûkê inzivaya çekilmek, köşesine çekilmek
ketin silûsê l/ngh inzivaya çekilmek
ketin şîna (yekî) yasa boğulmak * bi mirina xwe her kesî kirin şînê ölümüyle herkesi yasa boğdu
ketin sinêrê sinirlenmek, öfkelenmek
ketin sixintiyê dara düşmek
ketin şopê izine düşmek
ketin stûyê (yekî) 1) üstüne yıkılmak, yüklenmek * hemû kar ketibûn stûyê wê bütün işler onun üstüne yıkılmıştı 2) (birinin) eline kalmak 3) boynuna kalmak, (birinin) başına ekşimek (ağır yük olmak) 4) abanmak (birine yük olarak onun sırtında geçinmeye bakmak)
ketin sûka reş kara borsaya düşmek
ketin şûna (yekî) 1) (birinin) yerine geçmek, yerini almak, intikal etmek (görevden ayrılan birinin yerini almak) 2) (birini) yerine geçmek (bulunmayan bir nesnenin veya kavramın yerine kullanılabilmek) 3) yerine girmek
ketin şûna xwe yerine oturmak (iyi yerleşmek)
ketin şûnê yerine geçmek, kaim olmak * pereyê kaxiz kete şûna pereyê zêr kâğıt para altın para yerine kaim oldu
ketin tangê hizaya gelmek
ketin tarîxê 1) tarihe geçmek 2) tarihe karışmak
ketin tariyê (an jî taristanê) karanlığa gömülmek
ketin tatêla (yekî) (bir şeyin) derdine düşmek, kaygısına düşmek, merak etmek
ketin tatêlê meraka düşmek, merak etmek
ketin tatola zikê xwe kendi derdine düşmek
ketin taya (…) (bir şeyin) derdine düşmek, ateşi çıkmak (veya yükselmek)
ketin taya germ ateşler içinde kıvranmak
ketin taya sar yüksek ateyş sonucu üşümeye başlanmak
ketin taya serê xwe kendi derdine düşmek
ketin tayê 1) sıtma nöbetine tutulmak 2) ateşi çıkmak, havale gelmek (yüksek ateş sonucu titremeye başlamak 3) derdine düşmek, etekleri tutuşmak) * zarok kete tayê çocuğa havale geldi
ketin teferûatan teferruata girmek, ayrıntıya inmek
ketin teleyê kapana düşmek (girmek, kısılmak, kaymak veya tutulmak)
ketin temaşeyê seyre dalmak
ketin teneyan tane bağlamak
ketin tengahiyê dara düşmek, başı darda kalmak
ketin tenganeyê (an jî qeyranê) kriz geçirmek
ketin tengasiyê 1) dara düşmek (para sıkıntısına düşmek) 2) dara düşmek, başı sıkıya gelmek (zor durumda kalmak)
ketin tengavê dara düşmek (zor durumda kalmak)
ketin tengaviyê (an jî qeyranê) kriz geçirmek
ketin tengiyê 1) dara düşmek, başı darda kalmak (parasızlıktan dolayı darlığa düşmek) 2) dara düşmek, başı sıkıya gelmek (zor durumda kalmak) 3) darlaşmak, köşeye sıkışmak 4) doğum yapmak
ketin teraqiyê l/bw terakki etmek, ilerlemek
1) terakki etmek, ilerlemek 2) maddi olarak gelişmek 3) dirilmek, yeniden etkin olmak * wezna arûzê dê rojekê dîsa bikeve tereqiyê? aruz ölçüsü bir gün yeniden dirilecek mi?
ketin tereziyê dengeye gelmek
ketin terîqa (yekî) sakalı ele vermek (veya sakalı kaptırmak)
ketin teşqelê telaşa düşmek/telaşlanmak.
ketin teşqeleyan belâya düşmek
ketin tetîlê tatile girmek
ketin tewtê cezbeye girmek
ketin texmekê hizaya gelmek
ketin tofa (yekî) 1) ağına düşmek, belâsına düşmek 2) tongaya basmak (veya düşmek)
ketin toma (yekî) belâsına düşmek
ketin tor û bext û ocaxê (yekî) (birinin) ocağına düşmek
ketin tor û bextê (yekî) (birinin) ocağına düşmek
ketin tor û ocaxê (yekî) (birinin) ocağına düşmek
ketin tora (yekî) ağına düşmek
ketin tora bêbextan kalleşlerin ağına düşmek
ketin û jê derketin girip çıkmak (bir yere sık sık gelmek) * me didît ku tim dikete wê derê û jê derdiket oraya sık sık girip çıktığını görüyorduk
ketin umîdan ümide düşmek
ketin wasewasê l/ngh işkillenmek
ketin waswaseyan kuruntuya kapılmak
ketin xeberdanan gır kaynatmak, işlerini bırakıp yarenlik etmek * ku meriv dev ji kar û barê xwe berde û bikeve xeberdana qey tiştekî baş e? iş güçlerini bırakıp gır kaynatmak iyi bir şey mi?
ketin xeberdanê konuşmaya dalmak (veya koyulmak)
ketin xefletê gaflet basmak
ketin xeletiyê hataya düşmek
ketin xerîb û xurbetan (an jî xurbetiyê) gurbete (veya gurbet ellere düşmek)
ketin xetayê hataya düşmek, yanıgıya düşmek
ketin xewa heftan yedinci rüyayı görmek
ketin xewa xefletê gaflet basmak
ketin xewê uykuya dalmak, uykuya yatmak
ketin xeweke kûr derin uykuya dalmak
ketin xeyalan l/ngh 1. hayale kapılmak 2. hayallere dalmak
1) düş kurmak 2) hulyalara (veya hulyaya) dalmak, dalıp gitmek 3) ümide kapılmak
ketin xiloqa canê xwe can derdine düşmek
ketin xiroş û peroşê heyecanlanmak
ketin xizaniyê yoksulluğa düşmek, aç kalmak
ketin xizmeta (yekî) hizmetine girmek
ketin xizmetê hizmete girmek
ketin xweşiyê selâmete çıkmak
ketin xwîna (yekî) kanına girmek (birini öldürmek veya öldürtmek)
ketin yek kirasî aynı konuma düşmek
ketin zerareke mezin perişan olmak
ketin zik içeriye göçmek
ketin zikê diya xwe ana rahmine düşmek, iyi bir kocaya düşmek
ketin zîqa (yekî) (birine) zıt gitmek, biriyle inatlaşmak
ketin zorê dara düşmek * bikeve behrê jî naxeniqe değirmen taşı altında diri çıkar (en ağır şartlarda bütün güçlükleri yener) * bikeve ser daran nekeve ser zaran dillere düşme *ketiye nava kundor û zebeşan nizane kîjanê bişkêne yediği önünde, yemediği ardında * mekeve xaylan, reş be spî be wê kifş bibe (sakalın) ak mı kara mı önüne düşünce görürsün * neketin aqilê (yekî) 1) aklına yatmamak 2) havsalasına sığmamak * nedikete têran î ro dikeve tûrikan şah idi şahbaz oldu * neketin bîr û gumana (yekî) hatırından (veya hatır ve hayalinden) geçmemek * neketin hişê (yekî) 1) aklına yatmamak 2) akıl havsala almamak, havsalasına sığmamak, kafası almamak (olabileceğine inanmamak) * neketin qafê (yekî) kafası almamak (olabileceğine inanmamak) * neketin serê (yekî) 1) kavrayamamak, anlamamak 2) aklına yatmamak 2) kafası almamak, kanaat getirmemek (olabileceğine inanmamak) 3) akıla sığmamak * Ebasko ketiye rê Abbas yolcu
ketina ber hev çene yarışı
ketina darê jinan a mêran andropoz
ketina darê mêran (kadın) menopoza girme
ketina deng ses yetimi
ketina dengan rz ses düşmesi
ketina dengê navîn rz iç ses düşmesi
ketina hev kenetlenme, kenetleniş
ketina kar işe girme
ketina kîteya navîn orta hece yutumu
ketina kîteyan rz hece yutumu
ketina navdeng rz iç ses düşmesi
ketina pêşdeng rz önses düşmesi
ketintengasiyê sıkıntıya düşmek.
ketin Tewandî(lêker)û(navdêr, mê) (bêhemdî xwe) hatin xwarê, nizm bûn, dahatin: Ew ji ser darê ket erdê û gelek êşiya. xwe li ser piyên xwe negirtin, çûn di derekê ve: ketin hindirr ketin zanîngehê Diz ketin mala wan..
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: که‌تن.
Herwiha: keftin, kevtin. Tewîn: Lêker: -kev-. Biwêj: bi hev ketin, bi ser ketin, tê ketin.
: ketî, ketober.
ji: Proto-hindûewropî: kop- (ketin) Proto-aryayî: kep- (ketin) Pûnjabî: kf- (ketin) Middle Persian: kf-, kp- (ketin) Belûçî: kep- (ketin) … ir Kurmancî: ketin, keftin, kevtin (-kev-) (ketin) Kurdî (Soranî): kewtin (-kew-) (ketin) Hewramî: kew- (ketin) (ketin) Zazakî: kewten (-kew-) Rûsî: kopat (kolandin) Yewnanî: kopto (lê dan, pê ketin) ... Çavkanî: Cheung p.234, Watkins p.43, Etymonline Hevreh: kevn
ketin agirê (yekî) (biwêj) di rûyê yekî de ziyan dîtin. na dayê na, kurê min ji tiştin wisa fêm nake, ew kete agirê wî segbavê xelîl.
ketin agirê hev û din (biwêj) çav dan hev, wekî hev û din kirin û di dawiyê de ziyan dîtin. ew bi xwe ketine agirê hev û din. loma nikarin ji kesî re tiştekî bibêjin.
ketin ahûzarê (biwêj) gelekî eziyet dîtin. ji dest vî lawê xwe ez ketime ahûzarê.
ketin aqilê (yekî) (biwêj) yek xistin bin bandora xwe, tê gihîştin, ji rê derxistin. xapandin, bi bîr anîn, bêriya yekî an jî tiştekî kirin. ew giliyên min wisa ketin aqilê şefîqeyê ku hetna wê demê dest bi amadekariyê kir. ez carekê dersê jê re dibêjim, dikeve aqilê wî. ew fatim matoşqe kete aqilê keçika min û heta ew da revê. van roj an welat zehf ketiye aqilê min, ez ê herim seriyekî bidimê û bêm.
ketin belaya (yekî) (biwêj) ji ber yekî din eziyet kişandin, aciz bûn. bavê min î bihêrs û zehmetkeş dîsa ketibû belaya min. veysel çamhbel
ketin ber (navdêr, mê) poşman bûn, tobe kirin, zehmet kêşan.
ji: ketin +-ber
ketin ber desten (yekî) (biwêj) ketin bin erk û bandore. înşelah kes nekeve ber desten bami xanime, kare we zor e.
ketin ber dilên hev (biwêj) tev di cihekî de razan. ez baş dizemini ku we şevê ew ketin ber dilen hev.
ketin ber gunehê (yekî) (biwêj) bi neheqî yek tawanbar kirin. çîle hema li cihê sekini, kete ber gunehe tewrata belengaz û ew wekî dize werise mala hemid nîşan da.
ketin ber riya (yekî) (biwêj) ji yekî re astengî derxistin. ev merik kefiye ber riya min, welehi qezayek de ji deste min derkeve.
ketin ber sekeratê nefesên xwe yên dawî dan
ketin ber siya quzê xwe (biwêj) bi saya zayendiya xwe kare xwe meşandin. rebene çawa bike, mer miribû, ew jî kete ber siya quze xwe.
ketin ber zekerate (biwêj) nexweşe li ber mirine bûn. wexta ku ew ji otobûse peya bû, diya wî jî ketibû ber zekerate.
ketin bin bar (biwêj) berpirsyarî pejirandin. ez ketime bin wî bari, tu çi dixwazi?
ketin bin baskên (yekî) (biwêj) ketin bin bandor û parastina kesekî. heke fatoş neketa bin baskên wî mamosteyî, bawer im ku kare we de he zortir bûya.
ketin bin çoka (yekî) (biwêj) ketin bin bandora kesekî. min jî hew dizanibû ku ew merekî serbixwe ye, lê di navîna dit mehan de kete bin çoka weyser bege.
ketin bin erdê (biwêj) mirin, gelekî fedî kirin. li qisurê mêze nekin, heya ku ez nekevim bin erdê, hûn nikarin mal û milkê min ji xwe re par ve bikin. ji ber wî sûcî kengî ku çavên min li çavên wê ketin ez ketim bin erdê.
ketin bin hewa ewr (biwêj) ji holê winda bûn. ji nişke ve qedircan kete bin heyva ewr.
ketin bin mineta (yekî) (biwêj) ketin bin bandor û siya keselcî yan jî tiştekî. mirov cixareyeke ku zerarê dide bedena îman, bide mirov, mirov ji wî re spas dike û dikeve bine mineta wî. mucteba baravî
ketin bin nîr (biwêj) ketin bin bandora kesekî yan jî hêzekê, kole û bindest bûn. kesek an jî gelek dema ku kete bin nîr, êdî namûis, dad û mêjiyê wî şaş dibe.
ketin bin qûna xelkê (biwêj) di bin bandora hinekên din de man. ketin bin qûna xelkê jixwe ne tiştekî baş e.
ketin bin rê (biwêj) ketin rewşeke neyînî. ew ne di rewşa berê de ye, îro ketiye bin rê.
ketin bin siya (yekî) (biwêj) ketin bin bandora kesekî. hewcedarî yekî bûn. ew ne ew mêr bû ku têkeve bin siya hinekên din, lê çawa bikim çavê felekê bila kor be.
ketin binê (yekî) (biwêj) bi zanebûn û bi konevanî sir û agahî ji yekî girtin, bi mêrekî re têkiliya zayendî danîn, têk çûn, an jî ji kesekî kêmtir bûn. aso ket bin hesretê, çi hebû çi tune bû her tiştî hîn bû. jinik bî bû û bê xwedî mabû, ji mecbûrî kete binê zeydan. bi rastî me hemûyan digot wê ji rostem zêdetir pûanan bigire, lê mixabin ew kete binê ros te
ketin bîreke bêbinî (biwêj) di nav teşqele û derd û kulan de man. riya xwe serast nekirin. ...lê ji aliyekî ve jî difikirim, ez ê çi bibêjime bavo? ez ketime bîreke bêbinî, dikim nakim jê dernakevim. ’’ veysel çamhbel
ketin çavê (yekî) (biwêj) li aliyê kesekî ve hatin ecibandin. min hem bi ders xwendina xwe hem jî bi miqatebû-na li camiyê, dilê seyda bi dest xistibû û ez ketîbum çavê wî. muhemed garsî
ketin darî çavên xwe (biwêj) xwe gelekî begem kirin, ecibandin. kuşpenetî û pozbilindî kirin. ew bi xwe ketiye darî çavên xwe, em çi bibêjin?
ketin defteran (biwêj) ji hêla fennî de wekî heyî hatin pejirandin. ji bo ku navê mirov têketn defterên wan. bes bû ku mirov hew endamekî komelayeke wilo buya. sûleyman demir
ketin demanê (biwêj) ketin nav pirsgirêk û belayê. neji bo kirinên xwe, lê ji bo yên lawê xwe ketime demanê.
ketin derî wek sebeba tiştekî hatin dîtin, ketina sedema tiştekî histuyê kesekî Ger tu nebêjî ku ew min kir, ewê di derî me keve û dê ji me bizanin..
Herwiha: derî de mayîn
ketin dest (lêker) hatin girtin,hatin qefaltin
ketin devê (yekî) (biwêj) ji yekî zêde qal kirin, bi kesekî re zehf zêde têkildar bûn. xwedê kesî nexe devê gogê, naxwe, rewş zehf zor dibe. malxirabo jinika bedew dîtibû, hema dîket devê wê.
ketin dilê (yekî) (biwêj) ji hêla yekî ve hatin hezkirin. îpo wisa ketiye dilê zana, kes zû bi zû nikare wê ji wir derxe. ketin etra serê xwe ji bo çareseriya xwe ketin di nav hewldanan. çi bike ew reben jî ketiye etra serê xwe.
ketin dilqê çeytên (biwêj) fesadî û xirabî kirin. qet qala zekî neke, ew ketiye dilqê çeytên, xirabiya ku bi me nekir nema li dinê.
ketin dû tiştekî (lêker) teqîb kirin û li dû çûyîna tiştekî ji bo bidestxistin, girtin yan kuştina wê/wî.
ji wêjeyê: Wexta xezalê serê min dî ji xwe wêde heywan revî Eşqa dilê min li ser firî ez sekinîm min li pê nirî Xezal çû, ez diketim dû di ser çiya re hew aşmîş bû(efrin.net, e-pirtûk, Pîr RUSTEM,Mihemed henîfî 15.03.2007).
ji: ketin + dû.
Têkildar: bi dû tiştekî ketin
ketin govendê (biwêj) ketin nav kar û lebatê. zêdetir ji bo karên tevlihev û neyînî tê bikaranîn. êdî tujîketî govendê lawo, divê tu jî xwe bihejînî.
ketin guhê kerê (biwêj) xwe mezin hesibandin. bi wan watre ew ketine guhê kere, xwe zehfzede dihesibînin. ketin halê qolo ketin nav rewşeke xerab. qet deste xwe nediye, ew segbav ancax kefiye halê qolo. (bnr. çîrok)
ketin halê xwe (biwêj) ancax bi derd û kulen xwe re mijûl bûn. dev ji wî berdin, ew qijik ancax kefiye halê xn’e.
ketin haya canê xwe (biwêj) tenê di heyra rizgarkirina jiyana xwe de bûn. rewşa şehrîbane ne baş e, hema ketiye heyra caite xwe.
ketin heft û heştan (biwêj) jê re ketin hesaben kûr, ji hev du re doza tiştekî kirin. gengeşî kirin. di dawiye de , min re jî ket heft û heştan. bi hev û din re ketine heft û heştun, ka xwedê dide ki?
ketin her boyaxê (biwêj) bi her cure kar û tekiliye re mijûl bûn. beîstikrar bûn. maşelah ka zelixan jî dikeve her boyaxe. mirov pê bawer nabe ku tam ç.i ye.
ketin hev hev girtin, girtin hev, rabûn hev
ketin hişê (yekî) (biwêj) tegihîştin, rewş fem kirin, yek ikna kirin an jî xapandin. ketiye hişê wî, tu çi bikî befeyde ye. ew e lafek kete hişê lawe min e saf ew bir li çol û çiyayan xist.
ketin iletê 1. ketin hevrikiyê 2. engirîn
ketin înadê înk girtin, engirîn
ketin ininê (biwêj) bi kûranî mijarek lêkolîn kirin. çawa ku min ew mesele bihîst, ez ketim mine û çi kitkiteyen we hene ez yek bi yek hin bûm.
ketin înkê 1. kîndar bûn 2. engirîn
ketin îş (navdêr, mê) ketin kar.
ji: ketin +-îş
ketin jêr (biwêj) ketin asteke neyînî. tek çûn, bin ketin. perixan pir bûye, wekî bere xwe naxemilîne, kifş e ku edî ketiye jer.
ketin kar (navdêr, mê) ketin îş.
ji: ketin +-kar
ketin kefa destê (yekî) (biwêj) ketin bin bandor û erka kesekî. gulê wisa ketiye kefa destê zerîfeyê ku nikare bibêje viq.
ketin keleha qatil batilê 1. xwîna xwe kirin stûyê xelqê 2. ji gotina xwe danegerîn
ketin kemînê ketin bûseyê, ketin dafê, ketin lepikê, ketin tapikê, kemîn danîn, kemîn kirin, kozik danîn
ketin kevçiyê (yekî) (biwêj) pê re têkildar bûn. ketin jiyana kesekî. jinik bisuhûd bû, ketibû kevçiyê mêrekî baş. zana farqînî
ketin kincan (biwêj) ji bo kamilbûna keçikan a radeya zarokanînê tê gotin. çima, ma canan piçûk e? wa ye ew jî ketiye kincan
ketin kira (yekî) (biwêj) ji kesekî hêrs bûn, lê xweş nehatin. ew ê beredayî dikeve kira min.
ketin kirasan (jin) heyz bûn, ketin kincan
ketin kirasên hev (biwêj) wekî hev bûn. bi ser xûy û xisletê hev de bûn. ew qas sal li bal hev man, hema her du jî ketine kirasên hev.
ketin kirê yekî (biwêj) yek bi bîr anîn. li ser kesekî zehf ftkirîn, dil bijîna tiştekî. van rojan wesîle wisa ketiye kirê min ku dixwazim bi otobûse herim balê. xwedê xêr bike di nîvê vê zivistanê de zebeş ketiye kirê min.
ketin koyê (pez) ji ber germê serê xwe kirin bin zikên hev û rawestîn
ketin kurkê 1. (ajalên bibask û firindeyên çolê) li ser hêkan melisîn û cûcik derxistin 2. (mirov) di cihekî de rûniştin û derneketin derve 3. pir egle bûn
ketin kurmê (yekî) (biwêj) zehf bêriya yekî kirin. bi hesreta kesekî bûn. ev çend roj in ku zelîxana hevala min ketiye kunnê min.
ketin mala îletê (biwêj) ınyad kirin. kerem kete mala îletê, heya ku di ser de pereyên xwe jî dane der, lê ew eşyayin xwe ji dest wê jinikê girtin.
ketin miçilgeyê ketin mercê
ketin nav gihîştin, hatin nava, têketina nav, têketin nav, lêzêde kirin, tê xistin, kirin nav, ranav ketin, tê ketin
ketin nav daweta cinan (biwêj) ketin nav karekî biteşqele. ew ketîye daweta cinan, lê hê hajpê tune ye.
ketin nav dest û piyên (yekî) (biwêj) di bin zilm û zorê de man, ji ber nexwaşî yan jî pîrbûnê hewcedarî kesan bûn, bi dest û piyan alîn, ji hinekan re asteng bûn, ji hal ketin, bêtaqet bûn, ji hêz ketin. rosto îsal ketîye nav dest û piyên merûf begê, wey li halê wî. xaltiya rewşen ev du sal in ku ketiye di nav dest û piyên bûka xwe. ew zaroka wê tim diket di nav dest û piyên me, me nikaribû karek bikira. rêzan wisa xebitîbû, hema ketibû nav dest û piyan.
ketin nav dev û diranên (yekî) (biwêj) bûn mijara qalkirina her kesî. rewşen û miraz ketin nav dev û diranên taxê.
ketin nav gilî û şewran (biwêj) ketin nav axaftineke şîrîn û dirêj. gulê û şehriban ketin nav gilî ci fêwa/i, xwarin li ser êgir şewitî.
ketin nav gotina (yekî) (biwêj) navber dayîn xeberdana kesekî. axaftina yekî asteng kirin. ka sefkan kete nav gotina min, nehişt ku ez daxwaza xwe bînim ziman.
ketin nav rêxê (biwêj) çewtî û şaşiyeke mezin kirin. di nav helwesteke fedîkar de bûn. heyfa zerîcanê, bi wê kirin xwe, kete nav rêxê.
ketin nav teqereqê (biwêj) ketin nav teşqele û tevliheviyê. dev ji wî berde, jixwe ew ketiye nav teqereqê, nikare b1. te re jî mijûtl bibe.
ketin nava gêjgerînekê (biwêj) xwe şaş kirin. hay ji xwe tune bûn, gêj bûn. temoji wê rewşe ketibu nava gêjgerîneke buhiştî. temûrê xelîl
ketin navbera (...) (biwêj) di navbera kesan de fesadî kirin, ji bo çareseriya pirsgirêkekê têkili di navbera du seriyan de danîn. heke ew jinika fesad neketa navbera wan, niha rewşa wan baştir bû. delîl ketiye navbera wan, dîsa her ew dikare wan li hev bîne.
ketin newala weylo (biwêj) ketin rewşeke bêçare. ew teze ketiye newala weylo, ew ê hê gelekî barebar bike.
ketin paşila hev (biwêj) zêdetir ji bo têkiliya zayendî tê gotin. bi yekî re razan. berî ku daweta wan bibe, ew gelek caran ketine paşila hev.
ketin pêş dan pêş, derbas kirin, lê bihûrîn
ketin pêsîra (yekî) (biwêj) ji yekî hesab pirsîn, bûn belaya serê yekî, belaya xwe jê venekirin. lawik kete pêsîra wî, heya heqê xwe jê nestand, dev jê berneda. meta kewê bi ser awazên gotina xezê ve bû, lê nexwest zikêtjiya wê eyan bike, vê sibê bikeve pêsîra wê û ... wezîrê eşo
ketin pêsîra hev (biwêj) ji hev û din hesab pirsîn, pevçûn. zelal û pêrûza îro dîsa ketibûn pêsîra hev.
ketin pêsîrtengiyê (biwêj) ketin tengasiyê. di wê rêwîtiyê de ez wisa ketim pêsîrtengiyê, qet nebêje.
ketin pêşiya (yekî) (biwêj) jê re astengî derxistin, rê nîşan dan, rêvebirî kirin. heke ew keçik neketa pêşiya lawê me, niha ji zû de zewicîbû. me mal nas nedikir, xwedê jê razî be ew kete pêşiya me em heta mala we anî.
ketin pey 1. şop gerandin 2. (da ku xwe bigihînê) hewl dan
dan pey, dan dû, ketin pê, pê ketin
ketin qilqalê (biwêj) ketin meraq û tatêlê. vêca ew çû ıcar û barê xwe, ez ketim qilqala wî.
ketin qirika (yekî) (biwêj) bi kesekî re ketin gengeşî û devejeniye. zubete xosrof ketibû qirika seyade dedo, li cihê sekini merik gelekî aciz kir.
ketin qirika hev û din (biwêj) bi hev û din re minaqaşe kirin. devejenî kirin. berzan û fesih ketin qirika hev û din, me bi zore ew ji hev û din qetandin.
ketin rê (biwêj) dest bi çûn dereke kirin. sîneme serê xwe hilda kete re, çû ku we jî nizanibû de here ku. ketin riya xerab bi karen qiler û xeter re mijûl bûn. bere rewşa wî baş bû, lê hingî ketiye riya xerab, jehr ji rûyan dibare.
ketin rewşa kerê nêr (biwêj) ketin rewşa xerab. welehî şamil ketiye rewşa kerê her.
ketin rex (yekî) (biwêj) yek xolî kirin. heneken xwe bi yekî kirin. her evar hesen dikeve rex dilo em jî bi wan dikenin.
ketin rîpa (biwêj) ketina pirsgirek û teşqeleye. ji we roje û vir ve jixwe tu dizanî û va ye, çawa tu keti rîpa z.irîna xwe, ez jî wele ketime rîp û teşqela lota xwe. feqî huseyn sagmç
ketin riya (yekî) (biwêj) ji bo ziyandayîne derketin pêş kesekî. hesen û lawen wî ketibûn riya sheman.
ketin roja bavîbaviye (biwêj) her kes ketiye heyra xwe. dinya wisa ye heyran, ku kete roja bavîbaviye kes li kesî nabe xwedî.
ketin roja reş (biwêj) ketin halê xerab. welat jî dixwest kare xwe pêşve bibe, lê mixabin di dawiya wî kari de kete roja reş.
ketin şeq û deqên giran (biwêj) ketin nav kêşeyên mezin. ji mal derket û li rê kar bû. berî û berîstan, çol û çolistan, havîn çû, ma zivistan; serê mîr mehmûdê cindî hêja wek têkeve şeq û deqê giran. ’ celîlê celîl, ordîxanê celîl
ketin ser dile (yekî) (biwêj) li yekî dan, di nav tekiliya zayendî de bûn. her du bira ketine ser dile xembar îja dane. dibêjm, heydo ketiye ser dile gulçîne û heya sibehe nehiştiye ku raze, (argo)
ketin ser dilên hev (biwêj) ketin nav têkiliya zayendî, li hev xistin. wê şevê mêrik neçûbû mala xwe heta sibehê ew û inik keti bûn ser dilên hev. kerîm û şefiq ketibûn ser dilên hev û heta tu bibêjî bes, li hev dabûn.
ketin ser lingan (biwêj) lavayi kirin, bi awayekî zêde li ber gerin. 2. di nav rewşeke bêhêz û bêtaqet de bûn. kete ser lingan, derî bi derî geriya, di dawiyê de keça xwe da xwendinê. şabêdînji ber nexweşiye kete ser lingan û bi mehan ji nav ciyan derneket.
ketin serê (yekî) (biwêj) têgihîştin, fêm kirin. ‘‘ne pirsên olî dizanî, ne dengê wî ji azanê re baş bû, ne jî rabûn û rûniştina wî diket serê gundiyan. cankurd
ketin serî (lêker)(navdêr, mê) aqil jê birrîn, ketin aqilî, jê bawer kirin, pê bawer bûn, Nakeve serê min ku tirk mafên kurdan bidinê. (Ez bawer nakim ku ...), hatin bîrê, ji bîr nekirin, Nediket serê wî ku ji min re telefonê bike.
ji wêjeyê: Lawo, ev pere çi dike û çi nake. Belasebeb negotine pere dikute mere, ellahwekîl. Ma ku ne ji pareyên wî bûya, dê Crystal Harris a 24 salî bi Hugh Hefner ê 84 salî re bizewiciya? Dikeve serê we?
ketin silûkê 1. derketin înziwayê 2. (ji bo paqijiya derûnî) xwe tenê hiştin
(biwêj) li derekê bi serê xwe man. li ser dozekê yan jî karekî kûr bûn. dev ji wî berdin, ew ketiye silûkê, înşelah wê xwe baş bikemilîne.
ketin şopê dû ketin, rapê kirin, dan şopê
ketin şûnê serwext bûn, berketin, danîn, bihurin
ketin tanga (yekî) (biwêj) hewcedarî kesekî bûn. carekê ketim tanga wî, vê carê jî wî ya pêwîst nekir.
ketin tatola zikê xwe (biwêj) ketina heyra derdê xwe. ez ketime tatohi zikê xwe tu kêfa wê binêre.
ketin teleyê ketin kemînê
ketin tengasiyê ketin tengiyê, lê qewimîn, ketin belayê
ketin tepûşa (yekî) (biwêj) ketin ber însaf û mineta yekî. heke rojekê ew jî bikeve tepûşa min, ez dizanim ez ê ji wî re çawa bikim.
ketin teşqeleyê 1. ketin bela û heyteholê 2. ketin heys û beysê
ketin tevziya zivistanê (biwêj) ketin nav rewşeke sist û bêkêr. hûn li wî biborin, mixabin ew ketiye tevziya zivistanê.
ketin tora (yekî) (biwêj) ketin tele û dafika yekî. yaqûb ketiye tora emîn, welehî dê zor xwe jê xelas bike.
ketin xelwetê ketin silûkê
ketin xewa mirinê (biwêj) di nav beagahî yan jî bexemiyeke kûr de bûn. ev qewme ku çarsed hinde sal in xweji bîr ıciribû, xwe winda kiribû, be nav û be zanîn mabû, ketibû xewa mirine ... osman sebrî
ketin xewê hênijîn, nivistin, ra ketin, razan, xewîn, xewtin, ve ketin, raketin, veketin, nivîn, xew kirin
ketin xiloqa cane xwe (biwêj) ketin derde canê xwe. ma çavê wî tiştekî dibine? ew tene ketiye xiloqa canê xwe.
ketin xwîna (yekî) (biwêj) yek kuştin. lezgîn li cihekî sekini kete xwîna wî belengaze qaso.
ketin zikê diya xwe pêrgî aramiyeke bêpayan hatin
(biwêj) di nav hawir û rewşeke xweş û rehet de bûn, di cihekî qewîn û bawer de bûn. ya xwedatî, te keçika xwe daye cihekî wisa ku ketiye zikê diya xwe. ew tekere zikê diya xwe jî ji deste min xelas nabe.
ketin/dikeve/bikeve [I] 1. wergerîn 2. hilweşîn 3. bihurîn 4. daketin *ker ker e, nakeve nav ava kûr ketin/dikeve/bikeve [II] (sewalên wekî seg û guran) velezîn, veketin lê ketin 1. îsabet kirin 2. tê gerîn
ketina dilqê yekî din xuyabûna di lisfê yekî din de
ketina nav pozberiyê (biwêj) ketin nav doz û tekoşînê. ew ji bo tiştên piçûk ketin nav pozberiyê, yên girîng ji dest wan revîn.
ketina qûna (yekî) (biwêj) bi awayekî zede ketin bin bandora kesekî. piştî wan pereyan, evdilwehab tam kete qûna decî cindi
ketinber (navdêr, mê) tûşbûn.
ji: ketin +-ber
ketindar (rengdêr) keşdar, belgan, demekê diwerînit.
ji: ketin +-dar
ketin (f.) fall
(jê ketin) to substract (math.), to take away
(bikeve) to fall, to enter, to penetrate
v.i. to fall. Also see: ketin li ber ..., bi ser ketin
ketin faqa to fall beneath
ketin jor to go up
ketin li ber ... to object to, oppose
ketin pêş to improve, to better, to develop
ketin pêşberê ... to be faced with.
ketin pey to pursue, to chase, to follow
ketin rê to set out, to start
ketin xeman to worry
ketin xewê to fall asleep
ketin abfallen
Absturz (Flugzeug)
fallen
schwach werden
ketin abstürzen
ketin ber bedauern
bemitleiden
klagen
seufzen
ketin ber mitala hingeben, sich Betrachtungen ~
hingeben, sich Überlegungen ~
nachdenken
ketin ber mitalan hingeben, sich Betrachtungen ~
hingeben, sich Überlegungen ~
nachdenken
ketin bextê yekî flüchten, sich ~ zu
Zuflucht suchen bei
ketin bin bandûra yekî jds Macht unterworfen sein
unter jds Einfluss stehen
ketin heyrê besorgt sein
ketin hundir hineingehen
ketin hundur hereinkommen
hineinkommen
ketin mitala hingeben, sich Betrachtungen ~
hingeben, sich Überlegungen ~
nachdenken
ketin mitalan hingeben, sich Betrachtungen ~
hingeben, sich Überlegungen ~
nachdenken
ketin nav hev vermischen, sich miteinander ~
ketin pê folgen
hinterher sein
verfolgen
ketin pêş überholen
ketin pey folgen
hinterher sein
verfolgen
ketin qedemê xwe betreten
Einzug halten
seinen Fuß setzen auf
ketin qerase legen, sich in die Zügel ~
ketin qerez wetteifern
ketin qereze legen, sich in die Zügel ~
ketin ser verstehen
ketin tefekura kesekî/ tiştekî besorgt sein
sorgen
Sorgen tragen
ketin û xistin Absturz und Abschluss
fallen lassen
selbst fallen
ketin uksê stecken bleiben
verschüttet bleiben
ketin m. waroginayis, sukut n.
rikewtene
m. rîkewtis n.
tng. kewtene, kotene, kutene
m. kewtis n.
ketin axaftinê qese kewtene, qal kewtene, laf kewtene knr.
ketin eksa hev têrik kewtene, têeks kewtene, têînad kewtene/r/7r.
ketin erdê herd kewtene/:nr.
ketin galegalan qese kewtene, qal kewtene, laf kewtene knr.
ketin gumanan gumanan kewtene/rw.
ketin inta hev têrik kewtene, tê eks kewtene, têtnad kewtene knr.
ketin înziwayê lng. silûk kewtene, înziwa kewtene, sûlûk kewtene
ketin kemînê tng. dafike ro ginayene, dame ro ginayene, deke ro ginayene, feqe ro ginayene.
ketin nav dest û piyan dest û payan ra kewtene, destan ver kewtene, dest û lingan ra bîyene
ketin pas pey kewtene knr.
ketin pîyaseyê tng. pîyase kewtene, pîyase fîstene
ketin rika hev têrik kewtene, têks kewtene, têînad kewtene knr.
ketin tayê tewe girewtene, kerze girewtene kr.
ketin xiyalan xeyalan kewtene, bûrcalan kewtene knr.
ketina dengan n. kewtisê vengan, waroginayisê vengan n.
ketin lêb, xap, lêhb, hîle, fêl, fen, xapandin