Encamên lêgerînê
ji hev birbirinden.
h 1. birbirinden 2. rd benzer 3. rd aynı, özdeş 4. rd komple (aynı madde, kumaş vb. den yapılmış olan)
ji hev behicîn l/bw (birbirini) kıskanmak
ji hev bela wela salkım saçak (parçalara ayrılmış)
ji hev belav bûn l/bw 1. dağılmak 2. dağılmak, parçalanmak (birliği beraberliği bozulmak) * piştî ku taximê gol xwar ji hev belav bû takım gol yiyince dağıldı
ji hev belawela bûn l/bw 1. darmadağın olmak 2. darmadağın olmak, bozgun yemek
bozguna uğramak (veya vermek)
ji hev berdan (i) l/bw bırakmak (yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak) * binê sola min hev berdaye ayakkabımın tabanı bırakmış
ji hev berdan (ii) l/bw boşandırmak
ji hev bişivîn l/bw çözüşmek
ji hev bûn (i) l/bw 1. aynı olmak, özdeş olmak 2. aynı kumaştan olmak
ji hev bûn (ii) l/bw 1. ayrılmak 2. dağılmak, parçalanmak (birliği bozulmak) 3. çözüşmek 4. sökülmek 5. araları açılmak
ji hev çavnebarî kirin l/bw (birbirini) kıskanmak
ji hev cihê bûn ayrışmak.
l/bw 1. (birbirinden) ayrılmak (ortaklığı, birliği dağılmak) 2. ayrılışmak 3. ayırt edilmek
ji hev cihê kirin l/bw 1. (birbirinden) ayırmak 2. ayrıştırmak 3. ayırt etmek
ji hev çixîn l/bw yolları ayrılmak
ji hev cuda bûn l/bw 1. (birbirinden) ayrılma (ortaklığı, birliği dağılmak) 2. ayrılışmak 3. ayırt edilmek
ji hev cuda kirin l/bw 1. (birbirinden) ayırmak 2. ayrıştırmak 3. ayırt etmek, seçmek (ne olduğunu anlamak, fark etmek)
ji hev çûn l/bw 1. (birbirini) bırakmak, sökülmek (yapışık olan bir şey için) 2. (birbirinden) bıkmak 3. araları bozulmak, arayı soğutmak, bozuşmak 4. (birbirine) düşmek, ters düşmek
ji hev da xav bûn l/bw rehavet çökmek (veya basmak)
ji hev dan cihêkirin l/lb ayırtmak
ji hev dan cudakirin l/lb ayırtmak
ji hev dan derxistin l/bw 1. söktürmek (kurulu bir şeyin parçalarını yerinden çıkartırmak) 2. çözdürmek
ji hev dan qetandin l/lb ayırtmak
ji hev dan veqetandin l/lb ayırtmak
ji hev danîn l/bw (bir şeyi) sökmek, demonte etmek, parçalarını birbirinden çıkarmak
ji hev de bela bûn l/bw kaçışmak
ji hev de bela kirin l/bw dağıtmak, bozmak, duman etmek
ji hev de bûn l/bw (birbirinden) sükülmek, kopmak
ji hev de dan xistin l/bw söktürmek (kurulu bir şeyin parçalarını yerinden çıkartırmak)
ji hev de feqîn l/bw bölünmek
ji hev de filitî ye pestil gibi (kımıldamayacak kadar bitkin)
ji hev de filitîn l/bw 1. kırılmak, kırılıp dökülmek, kırıklık duymak 2. hoşaf gibi olmak (çok yorgun olmak)
1) hışır çıkmak, hırpalanıp örselenmek (eşya için) 2) hışır çıkmak (ağır işlerde çalışıp çok yorulmak)
ji hev de hatin xistin l/tb sökülmek (kurulu şeylerin parçaları sökülmek)
ji hev de hilhilîn l/bw elle tutar yeri olmamak veya kalmamak (çok dağınık, bozuk veya berbat bir duruma gelmek)
ji hev de ketin l/bw 1. dökülmek, hırtlambası çıkmak (eskiyip dökülür duruma gelmek, çok eskimiş olmak) 2. kırılmak, kırılıp dökülmek, kırıklık duymak * ez nizanim çi bi min dibe, lê ez ji hev de dikevim bana ne oluyor bilmiyorum ama her tarafım kırılıyor 3. kırılıp dökülmek (çok eskimek) 4. dağılmak, çözülmek (birliğini, beraberliğini yitirmek) 5. hâlden düşmek, hurdahaş olmak, pestilleşmek, aşırı derecede yorulmak 6. haşatı çıkmak, bozulmak
ji hev de kirin l/bw sökmek
ji hev de parçe kirin l/bw 1. parçalamak, paramparça etmek 2. mec parçalamak (birliği bozmak)
ji hev de peritandin l/bw 1. paralemek 2. hor kullanmak
ji hev de şehitîn l/bw felç olmak, yürüyemez duruma gelmek
ji hev de xistin l/bw 1. dağıtmak, bozmak, duman etmek, tarumar etmek, darmadağın etmek 2. sökmek (kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak) * motor ji hev de xist motoru söktü 3. hor kullanmak
ji hev deranîn l/bw 1. sökmek (kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak, demonte etmek) * makîneya fotografan ji hev derxist fotograf makinesini söktü 2. sökmek (karışık bir yazıyı okumak) * ez dibêjim qey min ev nivîsa zor ji hev deranî okunması zor olan bu yazıyı söktüm galiba 3. ayırt edebilmek, seçmek
ji hev dernexistin l/bw karıştırmak (ayırt edememek, tam olarak seçememek)
ji hev derxistin sınıflama, tasnif etmek.
l/bw 1. sökmek (kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak) * makîne ji hev derxist makineyi söktü 2. sökmek (karışık bir yazıyı okumak) 3. çözmek (matematikte bir problemi halletmek) 4. ayrıştırmak 5. ayırt etmek 6. seçmek (ne olduğunu anlamak, fark etmek) 7. işini çevirmek, çekip çevirmek * ê ku ji hev derdixe lawê wan e çekip çeviren oğullarıdır 8. idaresini bilmek, tutumlu davranmak
ji hev dexesî kirin l/bw birbirini kıskanmak
ji hev dilsar bûn l/bw araları açık olmak
ji hev dirêj kirin l/bw sözlü dalaştan sonra kavgaya tutuşmak * gotinek ji wê yek ji wî wisa ji hev dirêj kirin bir lâf ondan bir lâf ondan öylece kavgaya tutuştular
ji hev dûr ketin l/bw 1. (birbirinden) uzak düşmek 2. ayrı düşmek
ji hev fehm kirin 1) (birbirini) anlamak 2) (bir şeyden) ağzının tadını almak
ji hev fesilandin l/bw ayırt etmek, seçmek
ji hev filitandî eteği düşük (pasaklı kadın) (yek)
ji hev filitîn l/bw hamur gibi olmak, pestili çıkmak (yorgunluktan eli ayağı tutmaz olmak)
ji hev girtin l/bw (birbirinden) kapmak
ji hev hatin cudakirin l/tb ayırt edilmek
ji hev hatin deranîn l/tb sökülmek (kurulu şeylerin parçaları sökülmek)
ji hev hatin derxistin l/tb sökülmek (kurulu şeylerin parçaları sökülmek)
ji hev hatin qetandin l/tb ayırt edilmek
ji hev hatin veqetandin l/tb ayırt edilmek
ji hev hestî şikandin l/bw kanlı bıçaklı olmak
ji hev hez kirin l/bw 1. (birbirini) sevmek 2. sevişmek 3. hoşlaşmak
ji hev hilanîn (i) l/bw (birbirinden) kapmak, öğrenmek
ji hev hilanîn (ii) l/bw (birbirine) zıt gitmek, anlaşamamak
ji hev ketin l/bw 1. dağılmak, tarumar olmak 2. dağılmak * teyb ji hev ket teyp dağıldı 3. sökülmek 4. çözülmek, çözüşmek, dağılmak (birliğini, beraberliğini yitirmek)
ji hev kifş kirin l/bw ayırmak (nitelik değişikliğini anlamak)
ji hev kirin l/bw 1. ayırmak, ayırtmak (birbirinden uzaklaştırmak) 2. araya girip ayırmak 3. (birbirinden) ayırma * çermê solê ji hev kirin ayakkabının derisini birbirinden ayırdılar 4. ayırmak, sökmek 5. birbirinden ayırmak, parçalamak (birliği bozmak) 6. sökmek (kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak) 7. açmak, çözmek (düğümü veya dolaşmış bir şeyi çözmek) * ta ji hev kirin ipi açmak * girêk ji hev vekirin düğümü açmak 8. aralarını açmak * wan em ji hev kirin onlar aramızı açtılar
ji hev kirin der l/bw ayırt etmek * şeva reş, şûva reş, bizina qer berxê li ber ji hev dikim der karanlık gecede, siyah giysiyi, siyah keçiyi, oğlağını emziren anayı birbirinden ayırt ederim
ji hev nas kirin l/bw tanımak, ayırt etmek, seçmek (bilip ayırmak, ne olduğunu anlamak, fark etmek) * piraniya ajelan giyayên ku wê ziyanê bide wan ji hev nas dikin hayvanların çoğu kendilerine zarar verecek otları tanır
ji hev nas nekirin l/bw (birbirinden) ayırt edememek, seçememek
ji hev nasîn l/bw tanımak, ayırt etmek, seçmek (bilip ayırmak)
ji hev ne xweş bûn l/bw (bir şeyle) arası hoş (veya iyi) olmamak
ji hev nebirîn l/bw ara vermemek (ara vermeden, tükenmeden, kesilmeden) * cigarekêşekî wisa bû ku heb ji hebê nedibirand dikişand öyle bir sigara tiryakisiydi ki aravermeden içiyordu
ji hev nebûn l/bw (birbirinden) ayrılamamak * em ji hev nabin biz birbirimizden ayrılamayız
ji hev nefesilandin l/bw karıştırmak (ayırt edememek, tam olarak seçememek)
ji hev neqetîn aralıksız olarak, ara vermeden
ji hev parçe kirin l/bw 1. paramparça etmek, parça parça etmek 2. mec darmadağın etmek, parçalamak (birliği bozmak)
ji hev pelişîn l/bw dağılmak, çözüşmek
ji hev pevjilandin l/bw didik didik etmek
ji hev pevjilîn l/bw didik didik olmak
ji hev qetandin l/bw 1. (birbirinden) ayırmak 2. ayrıştırmak 3. mec parçalamak (birliği bozmak) 4. ayırt etmek, seçebilmek (birbirinden ayırabilmek) * ez merivan ji hev naqetîninim insanları ayırt edemiyorum
ji hev qetîn l/bw 1. (birbirinden) ayrılmak 2. ayrılışmak 3. ayırt edilmek, seçilmek
ji hev re baş bûn (birbirine) iyi davranmak, iyi olmak
ji hev re bûn can cîger (birbirine) can ciger olmak
ji hev re dan dijmînan l/bw küfürleşmek
ji hev re dost bûn l/bw (birbirine) dost olmak
ji hev re kêf kirin l/bw (birbirine) sevgi gösterisinde bulunmak
ji hev re naz kirin l/bw 1. (birbirine) naz yapmak 2. (birbirine) naz yapmak, cilveleşmek
ji hev re nivîsandin l/bw yazışmak, (birbirine) yazmak
ji hev re texsîr nekirin ayrı gayrı bilmemek (veya ayrı gayrısı olmamak)
ji hev re wekî bira bûn kilit gibi olmak
ji hev re xerîbî nekirin kaynaşmak (uyuşmak, yakın ilişki kurmak)
ji hev re zimanê xwe derxistin (birine) dil çıkarmak
ji hev safî bûn l/bw ödeşmek
ji hev sar bûn l/bw arayı soğutmak
ji hev sil ketin l/bw dargınlaşmak
ji hev sû ketin l/bw küsüşmek
ji hev tek rd seyrek * malên ji hev tek seyrek evler
ji hev têr bûn l/bw 1. hasret gidermek * me ji zû de hev nedîtiye, bihêle em hinekî ji hev têr bibin uzun zamandır birbirimizi görmemişiz, bırak biraz hasret giderelim 2. (birbirinden) bıkmak
ji hev û din derxistin l/bw 1. sökmek, demonte etmek 2. çözmek 3. çekip çevirmek
ji hev ve bûn l/bw (birbirinden) ayrışmak, ayrılmak
ji hev vekirin l/bw açmak (birbirinden uzaklaştırmak) * milên xwe ji hev vekirin kollarını açtı
ji hev veqetandin l/bw l/bw 1. (birbirinden) ayırmak 2. ayrıştırmak 3. mec parçalamak (birliği bozmak 4. ayırt etmek, seçebilmek, birbirinden ayırabilmek * ez merivan ji hev naqetîninim
ji hev veqetîn l/bw 1. (birbirinden) ayrılmak 2. ayrılışmak 3. ayırt edilmek, seçilmek
ji hev xatir xwestin l/bw esenleşmek, vedalaşmak
ji hev xelas bûn l/bw 1. (birbirinden) kurtulmak 2. kurtulmak (doğurmak) * jinik berdestî sibehê ji hev xelas bû kadın sabaha karşı kurtulmuş
ji hev xeydan bûn l/bw (bir kimseyle) küs olmak, arası olmamak, araları açık olmak
ji hev xeyîdîn l/bw küsüşmek, dargınlaşmak, bozuşmak
ji hev xistin l/bw 1. sökmek, demonte etmek 2. bozguna uğratmak
ji hev xwîn rijandin l/bw (birbirinden) kan dökmek
ji hev zêde kirin l/bw sözlü sataşmadan sonra kavgaya tutuşmak
ji hev jev, jihevcuda, jêk, ji hevdu
ji hev belav kirin (biwêj) belawela kirin, tar û mar kirin. xera kirin. maşelah rindoye xelîl çawa kete nav ew gişt ji hev belav kirin.
ji hev berdan (lêker)(Binihêre:) ji hev
ji hev birin (lêker)(Binihêre:) ji hev
ji hev bûn (biwêj) ji hev dûr ketin. tekili birîn, ji hev û din qetîn. kesî bawer nedikir ku ew ji hev bibin, lê wa ye bi awayekî fennî, ew jî ji hev bûn. ew her du rûpel jî ji hev bûn.
ji hev cihê bûn (lêker)
ji hev cihê kirin (biwêj) di derkê de bûn, fêm kirin. edî neviya min mezin bûye, dikare erênî û neyîniyan ji hev cihê hike.
ji hev çixîn (biwêj) rê ji hev qetîn. di serî de baş debar dikirin, lê dû reji hev çixîn ji hev de hilhilîn pir xerabe û jihevdeketî bûn. makîneya wan a cilşo, hema ji hev de hilhiliye.
ji hev çûn (lêker)(Binihêre:) ji hev
ji hev danîn (lêker)(Binihêre:) ji hev
ji hev de ketin (biwêj) pir betilin, ji hal ketin, xerabe bûn. şikestin, hûr xaş bûn. heya min ew beton avêt, ez ji hev de ketim. mêrik erebeyek jihevdeketî aniye dixwaze wê bi ser min ve bike.
ji hev de şehitîn (biwêj) şû bûn, felç bûn, rewş xera bûn. rostem rojekê heya êvarê xebitî, ji hev de şehitî.
ji hev derbas bûn (biwêj) dev ji hev berdan. têkilî birîn. kes nizane di navbera wan de çi derbas bûye, lê êdî xuya ye ku ji hev derbas bûite.
ji hev derxistin (biwêj) naverok û taybetî nas kirin, rewş fêm kirin, pêk anîn, bi ser ketin. wê çawa ku bi wî re axivî, ew ji hev derxist. maşelah keçika me çawa ku çû ser wî karî, di navîna du rojan de ew kar ji hev derxist.
ji hev dirêj kirin (biwêj) piştî axaftineke normal, mezinbûna devjeniyê. gotinek ji wê yek ji wî, wisa ji hev dirêj kirin. zana farqînî
ji hev direvin, roja revê tev direvin (biwêj) bi hev û din re baş debar nakin, lê di rojên tengasiyê de xwe dikutine hev. di civaka fêodal de wisa ye, exrebe û lêzim jev direvin, lê roja revê tev direvin.
ji hev filitîn bûn (biwêj) têkilî hatin birîn. radibe kêrika xwe derdixe û dest pê dike, hebo - hebo karikan serjê dike, heya tevan diqedîne, dibêje: oxl ez û we em ji hev filitîn. muhemmed garsî
ji hev gerandin (biwêj) ferq kirin. di derka tiştekî de bûn. di dawiyê de wê jî ji hev gerand ku ne wisan e.
ji hev hestî şikandin (biwêj) bi hev û din re dijminatî kirin. wan ji hev hestî şikatidine, ew tu car nayên ba hev.
ji hev ketin (lêker)(navdêr, mê)Wate1, belav bûn. hilweşiyan. Bi awayekê tirajîk û dijwar dewleta Yugoslavyayê ji hev ket. ji www.nefel.com/kolumnists/kolumnist_detail.asp?MemberNr12&RubricNr24&ArticleNr2969 2, xirabbûna tiştekî. sola min ji hev ket û qulqulî bû
ji hev kirin (biwêj) ji hev dûr xistin. têkilî bi dawî kirin, tiştek ji hev qetandin. xwedê dizane wan her du ciwanan ji hev hez dikirin, lê dê û bavên wan ew ji hev kirin. wî ew her du texteyên dolabê ji hev kirin.
ji hev kişandin (lêker)(Binihêre:) ji hev
ji hev nas kirin (biwêj) derka di navberê de fêm kirin. jixwe ew bi hêsanî rewşa wan a rojane ji hev nas dikin.
ji hev nebûn (biwêj) ji hev neqetîn, ji hev pir hez kirin. ew her du parçe ji hev nabin, naxwe kar nameşe. ew her du heval ji hev nabin, naxwe, wê bibihecin.
ji hev nexweş bûn (biwêj) ji hev aciz bûn, navber xweş nebûn. gotina zerdeşt derbas nabe, çimkî vê gavê ew ji hev ne xweş in.
ji hev re xweş bûn (biwêj) ji hev razî nebûn. nizanim çi di navbera wan de derbas bûye, lê her du jî ji hev nexweş in. ji li ev nebirîn li dû hev rêz kirin, navber nedan. ew bi xwe hebên cixareyan ji hev nabire û bi xwe jî ji wê helwesta xwe serbilind dibe.
ji hev safî bûn (biwêj) ji hev xelas bûn. ji hev veqetîn, deyn an jî pirsgirêka di navbera hev de çareser kirin. pişti zewaca sili û du salan ew ji hev safî bûn. şilcir min ew beşa deynê xwe ya dawiyê jî da û em ji hev safî bûn.
ji hev sar bûn (biwêj) têkilî sist bûn. piştî wê geşta gund heqî û xeyrî ji hev û din sar bûn.
ji hev sû ketin (biwêj) ji hev xeyidîn. bi rastî jî ew ji bo tiştekî tune ji hev sû ketin.
ji hev têr bûn (biwêj) piştî têkiliyeke dirêj ji hev û din aciz bûn, bi hesreta demeke dirêj bi hev û din re hesret deranîn. jixwepiştîsê-çar salan bi şûn de jin û mêrji hev têr dibin. heta ku ew ji hev û din têr nebim, destê hev û din bernedan.
ji hev tingijîn (biwêj) ji hev xeyidîn. her du jî ji hev tingijîne, hema li mehneyan digerin ku teşqeleyeki der-xin.
ji hev û din re hevrîşken avê çêkirin (biwêj) dek û dolab li serê hev çêkirin. buxza wan kuta nebû, hêjî ji hev û din re hevrîşken avê çêdikin.
ji hev û din re mer in, ji xelkê re bêr in (biwêj) tenê goştê canê hev xwarin, lê ji kesên dereke re baş in. ancax zora wan digihîje hev; ji hev û din re mêr in, ji xelkê re bêr in.
ji hev vekirin (Binihêre:) ji hev
ji hev veqetandin (lêker) Ji hev cuda kirin, ji hev cihê kiriné, ji hev dûr xistin.
ji wêjeyê: Me dît ku daxwazeke pir mezin ji bo dersên zimanê kurdî heye û di destpêkê de beşdarên elman û kurdên ku bi kurdî nedizanîn û beşdarên ku tenê dixwestin fêrî xwendin û nivîsandina zimanê kurdî bibin bi hevre xwendin. Paşê me ew kurs ji hev veqetandin û êdî kursên ji bo xwendin û nivîsandina kurdî û yên zimên cûda bûn..
Têkildar: veqetîn, veqetandin.
ji: ji hev + ve- + qetandin
ji hev xav bûn (biwêj) sist bûn, teraliyê bi ser de girtin. nizanim çi di wê xwarinê de hebû, hema emiralî li wir ji hev x»v bû û raza.
ji hev xelas bûn (biwêj) têkilî qut kirin, ji bo jinên ku dikevin ber tengasiya zarokanînê ango ji zayînê re tê gotin. êdî ji hev xelas bûn, dikan mikan nema. jinik berdestî sibehêji hev xelas bû. zana farqînî
ji hev xistin (lêker)(Binihêre:) ji hev
ji hev zayîn li hev zêde bûn
ji hev danîn to dismantle
ji hev de xistin to break up.
ji hev derxistin to to tell apart, to discern
ji hev ketin to fall apart
ji hev kirin to separate
ji hev qetandin to part from one another
ji hev re to each other
ji hev einander
gegenseitig
wechselseitig
ji hev çûn abweichen
ji hevre çûn auseinandergehen
trennen, sich ~
ji hev rd. yewbînî ra
ji hev cudabûn lng. yewbînî ra ravisîyene, yewbînî ra raqetîyene, yewbînî ra ciyabîyene, yewbîn ra arzîbîyene
ji hev dan cudakirin llb. yewbînî ra dayene raqetnayene, yewbînî ra dayene ravisnayene, yewbînî ra dayene ciyakerdene
ji hev dan qetandin llb. yewbînî ra dayene raqetnayene, yewbînî ra dayene ravisnayene, yewbînî ra dayene riyakerdene
ji hev dan veqetandin llb. yewbînî ra dayene raqetnayene, yewbînî ra dayene ravisnayene, yewbînî ra dayene riyakerdene
ji hev de xistin tg. yewbîrnî ra cêserfîstene, yewbîrnî ra kerdene, yewbînî ra ravisnayene, cêserfîstene
ji hev derxistin tg. yewbîrnî ra cêserfîstene, yewbîrnî ra kerdene, yewbînî ra ravisnayene, cêserfîstene
ji hev dûr ketin tng. yewbînî ra durî kewtene, yewbînî ra cêserkewtene
ji hev geriyan tng. werê ameyene, hurê ameyene, ast bîyene, hast bîyene, verê omeyene
ji hev hatin cudakirin yewbînî ra ameyene raqetnayene, yewbînî ra ameyene ravisnayene, yewbînî ra ameyene ciyakerdene, cîya kerîyene
ji hev hatin qetandin yewbînî ra ameyene raqetnayene, yewbînî ra ameyene ravisnayene, yewbînî ra ameyene riyakerdene, riya kerîyene
ji hev hatin veqetandin yewbînî ra ameyene raqetnayene, yewbînî ra ameyene ravisnayene, yewbînî ra ameyene riyakerdene
ji hev hezkirin tg. yewbînî sînîtene, yewbînî ra heskerdene
ji hev ketin tng. yewbînî ra kewtene
ji hev kirin lg. yewbîrnî ra cêserfîstene, yewbîrnî ra kerdene, yewbînî ra ravisnayene, cêser fîstene
ji hev qetandin lg. yewbînî ra ravisnayene, yewbînî ra parçekerdene
ji hev sil ketin tng. yewbînî ra heredîyene, yewbînî ra miradîyene, yewbînî ra cigirîyene
ji hev silketin m. yewbînîraheredîyayis, yewbînîramiradîyayis, yewbînîracigirîyayis n.
ji hev sû ketin tng. yewbînî ra heredîyene, yewbînî ra miradîyene, yewbînî ra cigirîyene
ji hev sûketin m. yewbînîraheredîyayis, yewbînîramiradîyayis, yewbînîracigirîyayis n.
ji hev veqetîn tng. yewbînî ra ravisîyene, yewbînî ra raqetîyene, yewbînî ra riyabîyene, yewbînî ra arzîbîyene
ji hev xeyîdîn tng. yewbînî ra heredîyene, yewbînî ra miradîyene, yewbînî ra cigirîyene
m. yewbînîraheredîyayis, yewbînîramiradîyayis, yewbînîracigirîyayis n.