Encamên lêgerînê
hiştin bırakmak, alıkoymak.
m 1. bırakma (bir işi başka bir zamana erteleme) 2. bırakma (unutma) 3. bırakma (eski durumunu değiştirmeme) 4. bırakma (saklama, artırma) 5. bırakma (bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü bir başkasına verme, görevlendirme) 6. bırakma (ölen, ayrılan birinden iş, nesne vb. kalma) 7. terketme, bırakma (kötü bir durumda terk etme) 8. bırakma (ayrılma, terk etme) 9. bırakma (sınıf geçirmeme) 10. bırakma (bakılma, korunmak için verme) 11. bırakma (yanına almama, yanında götürmeme) 12. bırakma (bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturma, meydana getirme) 13. izin verme, müsaade etme 14. koyma, koyuverme (bırakma, içeri salma) 15. atma (geri bırakma) 16. bağışlama (Tanrı esirgeme) 17. tutma (herhangi bir durumda kalmasını sağlama)
l/gh 1. bırakmak (bir işi başka bir zamana ertelemek) * me geşt hişt heftiya bê gezmeyi haftaya bıraktık 2. bırakmak (unutmak) * gelo min lepikên xwe li ku derê hiştin acaba eldivenlerimi nereye bıraktım 3. bırakmak (eski durumunu değiştirmemek) * mase li cihê wê hiştibû masayı yerinde bırakmıştı 4. bırakmak (saklamak, artırmak) * hinek ji pere hişt paranın bir kısmını bıraktı 5. bırakmak (bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü bir başkasına vermek, görevlendirmek) * min ev kar ji te re hişt, êdî hemû berpirsî li ser te ye bu işi artık ben sana bırakıyorum, bütün sorumluluk sende 6. bırakmak (ölen, ayrılan birinden iş, nesne vb. kalmak) * ji jina xwe re gelek mal hişt karısına çok mal bıraktı 7. terketmek, bırakmak (kötü bir durumda terk etmek) 8. bırakmak (ayrılmak, terk etmek) * ez li rê hiştim beni yolda bıraktılar 9. bırakmak (sınıf geçirmemek) * mamoste sê xwendekarên tiral di sinifê de hiştin öğretmen üç tembel çocuğu sınfta bıraktı 10. bırakmak (bakılmak, korunmak için vermek) * ez dê eşyayê xwe li cem we bihêlim û herim eşyamı size bırakıp gideceğim 11. bırakmak (yanına almamak, yanında götürmemek) * min zarokên xwe li malê hiştin çocuklarımı evde bıraktım 12. bırakmak (bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek) * rêç hiştiye iz bırakmış 13. izin vermek, müsaade etmek 14. koymak, koyuvermek (bırakmak, içeri salmak) 15. atmak, ertelemek (geri bırakmak) * gengeşîkirina vê mijarê hiştin hefteya li pêş me bu konunun tartışmasını haftaya attılar 16. bağışlamak (Tanrı esirgemek) * Xwedê wê ji bavê wê re bihêle Allah onu babasına bağışlasın 17. tutmak (herhangi bir durumda kalmasını sağlamak) * derî vekirî mehêlin kapıyı açık tutmayın
hiştin îkmalê ikmale bırakmak * bihêlîn bila kela xwe birêje öfke baldan tatlıdır * nehiştin müsaade etmemek * nehiştin benderuhek pê de here kuş uçurmamak * nehiştin (yek) çavê xwe vekirin göz açtırmamak * nehiştin çivîk jî bi (cihekî) de biçe kuş uçurmamak * nehiştin eyb hatin ser (yekî) toz kondurmamak * nehiştin findoq lê ketin fiske kondurmamak (veya dokundurmamak) nehiştin fîtika (yekî) pê bûn fiske kondurmamak (veya dokundurmamak) nehiştin ku (yek) fîtika xwe pê kirin fiske kondurmamak (veya dokundurmamak) * nehiştin (yek) gav li ber gavê xistin adımını attırmamak * nehiştin (tiştek) ketin ayakta tutmak (bir kuruluşun yaşamasını sağlmak) * nehiştin ku bibêje viq gık dedirtmemek * nehiştin ku çipîsk pê bûn fiske kondurmamak (veya dokundurmamak) * nehiştin leke lê bûn toz kondurmamak * (tiştek) nehiştin qedandin külünü savurmak (bir şeyi tümüyle bitirip yok etmek) * nehiştin pê li ber pê xistin adımını attırmamak
hiştin/dihêle/bihêle 1. terikandin 2. destûr dan
hiştin (bihêle) to allow, to let
(ba xwe hiştin) to hold back
(bihêle) to keep, to leave
to leave
hêlv.t. to let go, leave, allow; Xwedê te bihêle=may God preserve you!
hiştin erlauben
gestatten
lassen
zurücklassen