Encamên lêgerînê
derketî rd 1. çıkma, çıkmış olan 2. çıkmış 3. sürgün kimse 4. sığıntı (başka köye, aşiretin içine yerleşmiş olan)
derketin çıkış, çıkmak, zuhur etmek.
m 1. çıkma, çıkış (içeriden dışarıya varma, gitme) 2. sp çıkış, start 3. çıkma (sağlanma, elde edilme) 4. çıkma, mezun olma 5. çıkma (ayrılma, ilgisini kesme) 6. çıkma (süresi dolunca ayrılma) 7. çıkma (yapılma, yürünme) 8. çıkma (yetecek ölçüde olma) 9. çıkma (eksilme) 10. çıkma (sonuca ulaşma) 11. çıkma (sıyrılma, ayrılma) 12. çıkma (herhangi bir durumda olduğu anlaşılma) 13. çık(bir durumdan başka bir duruma geçme, bir durumla ilgili niteliklerini yitirme) 14. çık(bir şeyin yukarısına varma veya yükselme) 15. çık(bir inceleme, bir araştırma sonucu bulma) 16. çıkma, vurma (isabet etme, talihine veya payına düşme) 17. çıkma (gitme, koyulma) 18. çık(bir konu yetkililerce karara bağlanma) 19. çık(birden bire görünme) 20. çıkma (mal olma) 21. çık(bir yere ulaşma, varma) 22. çıkma (karaya ayak basma) 23. çıkma (söylenti, haber yayılma, duyulma) 24. çık(bir iddia ile ortalıkta görünme) 25. çıkma (yayılma) 26. çık(bir yere taşınma) 27. çık(bir sebeple bulunan yerden ayrılma) 28. çıkma (niteliği anlaşılma) 29. çıkma (davranışta herhangi bir niteliği bulunma) 30. çıkma (yerinden oynama) 31. çıkma (görünüm veya belli bir durumda olma) 32. çıkma (olma, oluşma) 33. çıkma (piyasaya sürülme) 34. çıkma (bitme, büyüme) 35. olma (olgunlaşma) 36. çıkma (verilme) 37. çıkma (yeni yetişip satışa sunulma) 38. çıkma (büyük aptest bozma) 39. çıkma (giderilme, yok olma) 40. çıkma (akıl, iç, hatır gibi kelimelerle; unutma) 41. çıkma (ay ve güneş doğma) 42. çıkma (yayımlanma) 43. çıkma (gelme) 44. çıkma (gerçekleşme) 45. çıkma (bulunduğu yerden ayrılma, fırlama, kopma) 46. çıkma (düzeni bozulma, eskisinden daha kötü bir duruma girme) 47. çıkma, dökülme (ortaya konulma) 48. çıkarma, çıkarış 49. doğma (ortaya çıkma, sonucu olma) 50. çıkılma 51. gelme (sonuç çıkma) 52. türeme 53. yükselme, çıkma, boylama
l/ngh 1. çıkmak (içeriden dışarıya varmak, gitmek) * ez ligel hevalekî xwe ji malê derketim bir arkadaşımla beraber evden çıktık 2. çıkmak (sağlanmak, elde edilmek) * ji şîr rûn dertê sütten yağ çıkar 3. çıkmak, mezun olmak * ew ji fakulteya hiqûqê derketiye hukuk fakültesinden çıkmış biri 4. çıkmak (ayrılmak, ilgisini kesmek) * ez vê sibehê ji kar derketim bu sabah işten çıktım 5. çıkmak (süresi dolunca ayrılmak) * ji hepsê derketin hapisten çıkmak 6. çıkmak (yapılmak, yürünmek) * ji vê daîreyê kar bi hêsanî dernakevin bu daireden işler kolay çıkmaz 7. çıkmak (yetecek ölçüde olmak) * ji vî qumaşî paltoyek derdikeve? bu kumaştan bir palto çıkar mı? 8. çıkmak (eksilmek) * ji çaran dudo derkeve dörten iki çıkarsa 9. çıkmak (sonuca ulaşmak) * pevçûn ji ber vê yekê derketiye olay bundan dolayı çıkmıştır 10. çıkmak (sıyrılmak, ayrılmak) * sola min ji piyê min derket ayakkabım ayağımdan çıktı 11. çıkmak (herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak) * ez deyndar derketim borçlu çıktım 12. çıkm(bir durumdan başka bir duruma geçmek, bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek) * ji dema zaroktiyê derketin çocukluktan çıkmak 13. çıkm(bir şeyin yukarısına varmak veya yükselmek) * derketin çiyê dağa çıkmak 14. çıkm(bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak) * di avê de bakterî derket suda bakteri çıktı 15. çıkmak, vurmak (isabet etmek, talihine veya payına düşmek) * jê re îsal piyango derketiye ona bu sene piyango çıkmış * jê re piyango derketiye ona piyango vurmuş 16. çıkmak (gitmek, koyulmak) * beriya ku ez derkevim rê ez hinekî razam yola çıkmadan evvel biraz uyudum 17. çıkm(bir konu yetkililerce karara bağlanmak) * qerar derketin karar çıkmak 18. çıkm(birden bire görünmek) * pê re derkete pêşberî min hemen karşıma çıktı 19. çıkmak (mal olmak) * ev mal derketiye 50 milyarî bu ev 50 milyara çıkmış 20. çıkm(bir yere ulaşmak, varmak) * ev rê derdikeve ku derê? bu yol nereye çıkar? 21. çıkmak (karaya ayak basmak) * deh roj bi şûn de em derketin bejahiyê on gün sonra karaya çıktık 22. çıkmak (söylenti, haber yayılmak, duyulmak) * der barê enstîtuyê de, di çapemeniyê de gelek nûçe derketin enstitü hakkında basında epey haber çıktı 23. çıkm(bir iddia ile ortalıkta görünmek) * tu bi îdiayeke hozanekî mezin derketî pêşberî wî büyük bir ozan iddiasıyla karşısına çıktın 24. çıkmak (yayılmak) * ji vê çalê bêhna pîs derdikeve bu çukurdan pis kokular çıkıyor 25. çıkm(bir yere taşınmak) * ez dê hemen derkevim daîreyeke apardimanê hemen bir apartmana dairesine çıkacağım 26. çıkm(bir sebeple bulunan yerden ayrılmak) * derketin kuçeyê sokağa çıkmak 27. çıkmak (niteliği anlaşılmak) * ew ji me tevan welatperwerekî hîn baştir derket o bizden daha iyi vatansever çıktı 28. çıkmak (davranışta herhangi bir niteliği bulunmak) * baş bû yekî biaqil derket, berbayî hevalê xwe neket akıllı çıktı da, arkadaşına uymadı 29. çıkmak (yerinden oynamak) * mêrik ketibû û milê wî ji cih derketibû adam düşmüş, kolu çıkmıştı 30. çıkmak (görünüm veya belli bir durumda olmak) * sifirê beroşê derketiye tencerenin bakırı çıkmış 31. çıkmak (olmak, oluşmak) * şer derketin savaş çıkmak 32. çıkmak (piyasaya sürülmek) * makîneyeke nû derket yeni bir makina çıktı 33. çıkmak (bitmek, büyümek) * serê debrê derket ekinlerin ucu çıktı 34. olmak (olgunlaşmak) * zebeş hîna derneketine karpuzlar daha olmadı 35. çıkmak (verilmek) * ferman derketin emir çıkmak 36. çıkmak (yeni yetişip satışa sunulmak) * alûce derketine erik çıkmış 37. çıkmak (büyük aptest bozmak) * derketiye derve ayak yoluna çıkmış 38. çıkmak (giderilmek, yok olmak) * leke derket leke çıktı 39. çıkmak (akıl, iç, hatır gibi kelimelerle; unutmak) * ew gotin ji bîra min derneket o söz benim hatırımdan çıkmadı 40. çıkmak (ay ve güneş doğmak) * heyv derket, şev îcar xweş bû ay çıktı, gece şimdi güzel oldu 41. çıkmak (yayımlanmak) * ferhenga ku nû derketiye yeni çıkmış sözlük 42. çıkmak (gelmek) * mêrik derket hat adam çıktı geldi 43. çıkmak (gerçekleşmek) * ma her xewn rast dernakeve! her rüya doğru çıkmaz ya! 44. çıkmak (bulunduğu yerden ayrılmak, fırlamak, kopmak) * çavê wî derket gözü çıktı 45. çıkmak (düzeni bozulmak, eskisinden daha kötü bir duruma girmek) * ev mal, ji malbûnê derket ev, ev olmaktan çıktı 46. çıkmak, dökülmek (ortaya konulmak) * ji devê wê gotinên xweş derdiketin û her kes ji xwe re heyran dihişt ağzında güzel sözler dökülüyor, herkesi kendine hayran bırakıyordu 47. çıkarmak (sonunu getirmek) * em dê bi vî pereyî derkevin serê mehê biz bu parayla ayı çıkarırız 48. doğmak (ortaya çıkmak, sonucu olmak) * piştî şer dewletên nû derketin savaştan sonra yeni devletler doğdu 49. çıkılmak * di vê hewayê de mirov dernakeve derve bu havada dışarı çıkılmaz 50. gelmek (sonuç çıkmak) * nayê zanîn ku wê çi ji van lebatê te derkevin bu davranışlarından ne gelir bilinmez 51. türemek 52. yükselmek, çıkmak, boylamak * bijîşk got ku agirê canê nexweş derketiye çil pileyî doktor hastanın ateşinin kırkı boyladığını söyledi
derketin bêhneke xweş gerîn uzun bir yürüyüşe çıkmak (pê re)
derketin bejahiyê karaya çıkmak
derketin der l/gh dışarı çıkmak, uğramak * bi bihîstina deng re her kes ji hundirû derkete der sesle birlikte herkes dışarıya uğradı
geçirmek (yola çıkan birini uğurlamaya gitmek) * ez bi hevalê xwe re derketim der arkadaşımı geçirmeye gittim
derketin derve l/gh 1. dışarı çıkmak 2. dışarı çıkmak, tuvalete çıkmak
1) dışarı çıkmak 2) dışarı çıkmak (büyük aptes yapmak 3) sokağa çıkmak
derketin deryayê denize çıkmak
derketin destavê aptes bozmak, ayak yoluna çıkmak
derketin destnimêjê apdeste çıkmak
derketin diyarê (tiştekî an jî kesekî) temaşaya çıkmak
derketin esmanan göklere çıkmak
derketin firehiyê düze çıkmak, arabasını düze çıkarmak, baltası kütükten çıkm(bir engelden, sıkıntıdan kurtulmak)
derketin firîqetiyê (an jî feraqetiyê) düze çıkmak, sıkıntılardan kurtulmak, rahata kavuşmak
derketin gera çarşiyê çarşı pazar dolaşmak (veya gezmek)
derketin gerê 1) yürüyüşe çıkmak 2) geziye çıkmak 3) tura çıkmak
derketin geşt û guzarê geziye çıkmak çıkmak
derketin geştê geziye çıkmak
derketin hafa (...) 1) temaşaya çıkmak 2) -e çıkmak (iş için yetkili bir makama gitmek) * derketin hafa serok başkana çıktılar
derketin hafê 1) yukarı çıkmak 2) tamaşaya çıkmak
derketin havînê yaza çıkmak
derketin ji xwe re gerîn yürüyüşe çıkmak * were em bi hev re derkevin ji xwe re bêhneke xweş bigerin gel seninle uzun bir yürüyüşe çıkalım
derketin kêf û seyranê seyrana çıkmak
derketin kuçe û kolanan sokağa dökülmek
derketin kuçeyan sokağa çıkmak
derketin mexderê ortaya çıkmak, aşikâr olmak
derketin meydanê 1) meydana çıkmak, görünmek * piştî ku berf heliya gir derkete rastê karlar eriyince tepe meydana çıktı 2) meydana çıkma (belli olmak) * derkete rastê ku nexweş e hasta olduğu meydana çıktı
derketin nav dost û hevalan adam içine çıkmak
derketin nav merivan (mirovan an jî însanan) insan içine çıkmak, adam içine çıkmak
derketin nêçîrê (an jî seydê) avlanmak, ava çıkmak * ez her sal li vê daristanê derdikevim nêçîrê hersene bu ormanda avlanırım
derketin pazarê (an jî sûkê) pazara çıkmak
derketin peravê (an jî kersaxê) kıyıya çıkmak
derketin pêş l/ngh kalbur üstüne gelmek (veya kalbur üstü kalmak)
ileri atılmak (veya çıkmak)
derketin pêş çavê (yekî) önüne çıkmak
derketin pêşberî (yekî) karşısına çıkmak, önüne çıkmak
derketin pêşberî xwezgîniyan görücüye çıkmak
derketin pêşiya (yekî) 1) karşısına çıkmak 2) gündemine gelmek
derketin pêşwaziyê karşılamaya gitmek, karşı çıkmak
derketin peyaseyê 1) piyaseya çıkmak 2) tura çıkmak
derketin rastê l/ngh zuhur etmek, ortaya çıkmak
1) ortaya çıkm(biri kendini göstermek) 2) ortaya çıkmak * derketiye rastê dibêje ez jî doktor um doktorum diye ortaya çıkmış (bir sorun, bir durum) gün ışığına çıkmak, su yüzüne çıkmak (açıklığa kavuşmak) 4) meydana çıkmak, görünmek * piştî ku berf heliya gir derkete rastê karlar eriyince tepe meydana çıktı 5) meydana çıkmak, yüz göstermek, bellirmek (belli olmak) * derkete rastê ku nexweş e hasta olduğu meydana çıktı
derketin reşahiyê karaya çıkmak
derketin riya (yekî) yoluna çıkmak
derketin seferê sefere çıkmak
derketin sehayê sahaya çıkmak, oyuna çıkmak
derketin ser l/bw yüze çıkmak (sıvının yüze çıkması)
derketin ser (...) yüzeye çıkmak
derketin ser dikê (an jî sahneyê) sahneye çıkmak
derketin ser şanoyê (an jî şanogehê) sahneye çıkmak
derketin ser serê (yek) (birinin) başına çıkmak
derketin ser text tahta çıkmak, tac giymek
derketin serê 1) üstüne çıkmak 2) üstüne çıkmak (cinsel ilişkide bulunmak için)
derketin serê çiyayan dağa çıkmak
derketin sertext tahta çıkmak.
derketin seyranê seyrana çıkmak
derketin sûkê pazara çıkmak
derketin tadatê lşk tadata çıkma
derketin zozanan l/ngh yaylamak
derketina zozanan yaylama, yaylaya çıkma
derket (lêker) rehê demên borî ji lêkera derketin.
Herwiha: derkeft. Bi soranî: derkewt
derketî (rengdêr) ya/yê ku hatiye derketin
derketin [I] cihê çûyîna ji hundir ber bi derve
(lêker) çûn derve yan hatin derve, derçûn: Tu kengî ji Kurdistanê derketî û hatî Ewropayê?, belav bûn, çap bûn, hatin weşandin: Mem û Zîn ya Ehmedê Xanî yekem car li sala 1695ê derket. , diyar bûn, xuya bûn, eşkere bûn, hatin zanîn: Ew jî derket kurd. (Diyar bû ku ew jî kurd e.) (navdêr, mê) çûn derve yan hatin derve, derçûn: Derketina ji wê derê dijwar bû. belavbûn, çapbûn, hatin weşandin: Ez te ji ber derketina romana te ya nû pîroz dikim..
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: ده‌رکه‌تن.
Herwiha: derkeftin, derkevtin, derkewtin.
Hevwate: derçûn (w1, w2). Tewîn: Lêker: der-kev-.
ji: der- + ketin.
: derketî, derkev
derketin çiya (biwêj) bûn gerîla/pêşmerge/têkoşer/serhilder/berxweder, ji bajarrekî yan gundekî derketin û çûn gerrîna li serê çiyayan.
Herwiha: derketin çiyê.
ji wêjeyê: - Dikarî şeva dawî ku tu ji malê veqetiyayî û derketî çiyê, vebêjî? - Ev biryareke gelek cidî bû ji bo min. Min her tişt xeyal dikir, her tişt difikirîm. Ji ber ku min dizanibû ku gavekî ji bo wê heyatê bavêjim, ez nikarim careke din vegerim. Vegera wê dê gelek zehmet be, bedelek mezin be. 1’ê nîsanê bû. Buhar bû. Ez û du hevalên xwe yên keçik bi hev re derketin çiyê. Ewçax ne ji wî gund û ne jî ji gundên derdorê keçik derneketibûn çiyê. Cara ewil em derketin.
derketin çûn (lêker) dûr ketin, dûr çûn, lêxistin çûn.
ji: derketin + çûn
derketin der (navdêr, mê) derketin.
ji: derketin +-der
derketin derve derketin kuçeyan, revîn
derketin erş û elayê (biwêj) zehf zêde belav bûn, bilind bûn, gelekî deng vedan. nav û dengên wan derket erş û elayê, vî sefêkî hê hay ji dinyayê nîn e.
derketin fireqetiyê (biwêj) ji rojên xirab û teng xelas bûn. me ji dest feqîrî û bindestiyê gelek kişand, lê şikirji xwedê re ku îro em derketine firaqetiyê.
derketin hatin (lêker)(Binihêre:) derketin
derketin holê aşkera bûn
eşkerebûn, hatin holê, hatin pê, kifş bûn, pêk hatin, qewimîn, bûyerîn, der ketin
derketin meydanê (biwêj) tiştekî bidizî eyan bûn, ji bo tekoşîn û dozê derketin qadê. ç.i kiribû û çi nekiribû yek bi yek derkete mexderê. têkoçerên rizgariya gel, derketin meydanê û gotin: êdî bes e!..
derketin rastê (biwêj) eşkere bûn. a rastî xuya bûn. gelekî li ber xwe dan ku veşerin, lê va ye her tişt derkete rastê.
derketin ser (navdêr, mê) hilkişîn.
ji: derketin s +-er
derketin ser riya (yekî) (biwêj) ji kesekî re astengî derxistin. pêşî lê birin, di nav hewldana lêdan an jî ziyangihan-dinê de bi ser yekî de çûn. ez çi karî dikim, ev segbavê bedoxir derdikeve ser riya min zaxoyê mecîd derketiye ser riya ri:.a û heya ku tu bibêjî lê daye.
derketin ser serê (yekî) (biwêj) hedê xwe nezanîn. min rûmet dayê, lê ew derkete ser serê min
derketin/derdikeve/ derkeve [II] ji hundir ber bi derveyî çûyîn
derketina geştê gerîna li pars û pûrsê
derketinî (navdêr, mê) derveyî.
ji: derketin +-î
derketin (derkeve) to go out, to exit, to logout, to leave
v.i. to go in/out, to turn out to be.
derketin Ausgang
ausgehen
herauskommen
hinaufgehen
hinausgehen
hinauswerfen
derketin holê entstehen
sich ergeben
derketina nêçîrê jagen
derketî rd. vejîyaye, teberbîyaye
derketin m. sp. vejîyayis, start n.
lng. . mot. vejîyene
lng. vejîyene, teber bîyene, vijiyene
derketin der teber vejîyene, teber bîyene, teber kewtene knr.