Encamên lêgerînê
şelâle şîp, sûlav, sîpel, shilav, avşar, qelbez m
şelale şîp, sûlav, sîpel, shilav, avşar, qelbez m
şelek 1. piştî, şeleg (pîştiyê bar) n 2. biqiloçkî (ajela ku qiloçekî wê şikiyaye) nd
1. piştî, şeleg (pîştiyê bar) n 2. biqiloçkî (ajela ku qiloçekî wê şikiyaye) nd
şel n kesek, topak (toprak topağı)
m 1. oyulga, oyulgama (elle yapılan seyrek dikiş) 2. teyel
m 1. felç 2.rd felçli
şel (iii) bnr şal (III)
şel (iv) m 1. büyük torba, büyük tahıl torbası 2. üzüm sıkılmak için özel yapılmış torba
şel (v) rd yaş, ıslak
şel (vii) m iftira
şel (vii) lê kirin (birine) iftira etmek
şel bûn l/ngh felç olmak
felç olmak
şel dan l/gh sırımak (yorgan ve şelte gibi şeyleri iri ve aralıkla dikmek)
teyel yapmak (veya atmak)
şel kirin m oyulgalama
l/gh oyulgalamak, oyulgamak
şel lê kirin l/bw (birine) iftira etmek
şel û pel kesekler, topaklar * serê (yekî) li şel û pelan ketin başı derde girmek¸başına bir iş gelmek
şel û şeht felç melç
şel û şeht bûn felç olmak
şelab argo/rd sulu, yağçı
şelaf nd/nt dalkavuk, yalaka
şelafî m dalkavukluk, yalakalık
şelafî bûn l/gh dalkavuklaşmak
şelafî kirin l/gh dalkavukluk etmek, yalakalık yapmak
dalkavukluk etmek, yalakalık yapmak
şelafîbûn m dalkavuklaşma
şelafkî rd/h dalkavukça, yalakaca
şelag (i) rd hantal
şelag (ii) n şelek (bir sırtlık yük)
şelal (i) rd 1. felç 2. çürük
şelal (ii) rd seyrek
şelal bûn l/ngh kıvrıla kıvrıla geçmek
şelalbûn m kıvrıla kıvrıla geçme
şelale m şelale
şelan m oyulga, oyulgama (elle yapılan seyrek dikiş)
şelan (ii) n kesek, topak (toprak topağı) * şelanê xweliyê toprak topağı
şelan dan (..) oyulgalamak, oyulgamak, teyel yapmak (veya atmak)
şelandî (i) rd 1. oyulgalı, teyelli 2. köklemeli (minder, şilte gibi şeylerin iki yüzünü yer yer dikişlerle tutulmuş) 3. köpülemeli (yorgan, şilte yastık vb. aralıklı dikilmiş olan)
şelandî (ii) l/gh soyuk (birinin giysileri çıkarılmış olan)
şelandin (i) m 1. oyulgalama, oyulgama, teyelleme 2. kökleme (minder, şilte gibi şeylerin iki yüzünü yer yer dikişlerle tutma) 3. köpüleme (yorgan, şilte yastık vb. aralıklı dikme)
l/gh 1. oyulgalamak, oyulgamak, teyellemek 2. köklemek (minder, şilte gibi şeylerin iki yüzünü yer yer dikişlerle tutmak) 3. köpülemek (yorgan, şilte yastık vb. aralıklı dikmek)
şelandin (ii) l/gh soyma (birinin giysilerini çıkarma) 2. soyma (birini soymak, zorla birşeylerini alma)
l/gh 1. soymak (birinin giysilerini çıkarmak) 2. soymak (birini soymak, zorla birşeylerini almak)
m 1. soyunma (birinin giysileri çıkarılma) 2. soyunma (soyguna uğrama)
l/gh 1. soyunmak (birinin giysileri çıkarılmak) 2. soyunmak (soyguna uğramak)
şelane bot/m 1. zerdali (Armaniaca vulgaris) 2. zerdali (bu bitkinin meyvesi) 3. kayısı
şelanî bûn l/ngh topaklanmak
şelanîbûn m topaklanma
şelanker nd/nt soyguncu
şelankerî m soygunculuk
şelap rd sulu (yersiz şakalar yapan, davranışları ile çevresinin tedirgin eden kimse) * yekî şelap e sulu birisi
şelapî m sululuk
şelapî bûn l/ngh sululaşmak
şelapî kirin sululuk yapmak (veya etmek)
şelapîbûn m sululaşma
şelaq (i) m kamçı, kırbaç
şelaq (ii) m pişik
şelaq (iii) nd/nt dalkavuk, yalaka, yaltak, yaltakçı
şelaq kirin l/gh kamçılamak, kırbaçlamak
şelaqî m dalkavukluk, yalakalık, yaltaklık, yaltakçılık
şelaqî bûn l/ngh dalkavuklaşmak, yalakalaşmak, yaltaklanmak
dalkavuk olmak, yalaka olmak
şelaqî kirin dalkavukluk yapmak, yalakalık yapmak, yaltaklık etmek, yaltakçılık etmek
şelaqîbûn m dalkavuklaşma, yalakalaşma, yaltaklanma
şelaqkirin m kamçılama, kırbaçlama
şelat rd serseri
şelatî m serserilik
şelav m sel
şelax rd şapşal, paspal, pejmürde
şelax (i) m kamçı, kırbaç
şelax kirin l/gh kamçılamak
şelax pelax şapşal, paspal
şelaxkirin m kamçılama
şelbik bnr şerbik
şelbûn m felç olma
şelbûyîn m felç oluş
şeldan m sırıma (yorgan ve şelte gibi şeyleri iri ve aralıkla dikme)
şeldayîn m sırıyış (yorgan ve şelte gibi şeyleri iri ve aralıkla dikme)
şele m 1. yığın 2. parça 3. biçilmiş ekini harman yerine getirilmesi eylemi
n şelek (sırtta taşınan yük)
şeleg n şelek (sırtta taşınan yük)
şelegan n kesek (mayıs keseği)
şelege n 1. şelek, yük (sırtta taşınan yük) 2. külfet (manevi yük)
şelek (i) n şelek (bir sırtlık yük)
şelek (ii) n karasaban parçası
şeleme m yünden yapılan ve genişliği 10-15 cm olan bir tür kuşak
şelengo bnr şelangok
şelengok m bir tür acur
şelep m şırak
şelepanî h kuyruklama
şelêq m göz çapağı
şelerût rd 1. züğürt 2. herşeye burnunu sokan kimse
şelerûtî m 1. züğürtlük 2. herşeye burnunu sokma
şeleşehitî rd 1. felç, felçli 2. felçli gibi kimse
şeletan rd pejmürde
şeletanî m pejmürdelik
şelewle rd karışık (karışmış olan)
şelewletî m karışıklık
şelifandin tökezletmek.
m tökezletme
l/gh tökezletmek
şelifîn tökezlemek, takılmak.
m tökezleme, tökezme
l/ngh tökezlemek, tökezmek
şelig (i) m yaylım ateşi
şelig (ii) m balya
şelihandî (i) rd 1. şaşalatılmış, şaşırtılmış 2. afallatılmış, afallaştırılmış olan
şelihandî (ii) l/gh 1. soyuk (üstü çıkarılmış olan) 2. soyuk, soyulmuş olan 3. üstü başı dağınık * ew ê nelihev î şelihandî o üstü başı dağınık olan
şelihandin (i) m 1. şaşalatma, şaşırtma 2. afallatma, afallaştırma
l/gh 1. şaşalatmak, şaşırtmak * tu li vir disekinî û min dişelihînî sen burda durup beni şaşırtıyorsun 2. afallatmak, afallaştırmak
şelihandin (ii) m 1. soyma (üstünü çıkarma) 2. soyma (birinin üstünde, yanında veya bir yerde bulunan şeylerini alıp götürme)
l/gh 1. soymak (üstünü çıkarmak) 2. soymak (birinin üstünde, yanında veya bir yerde bulunan şeylerini alıp götürmek)
şelihîn (i) m 1. şaşalama, şaşırma (ne yapmak gerektiğini bilememe, nasıl davranacağını kestirememe, hayret etme) 2. afallanma, afallaşma
l/ngh 1. şaşalamak, şaşırmak (ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, hayret etmek) * gava ez dîtim şelihî beni görünce şaşırdı 2. afallanmak, afallaşmak
şelihîn (ii) m 1. soyunma 2. soyulma
l/ngh 1. soyunmak 2. soyulmak
şelik (i) m balya
şelik (ii) m içine süt sağılan kabın üzerine konulan bez
şelik (iii) ant/m bıngıldak
şelik (iv) m kesek, toprak topağı
şelimandin m göz kirpiklerin diplerini kızarmasına neden olma
l/gh göz kirpiklerin diplerini kızarmasına neden olmak
şelimîn m göz kirpiklerin dipleri kızarma
l/ngh göz kirpiklerin dipleri kızarmak * çavê min şelimîne kirpiklerimin dipleri kızarmış
şelîn yılan gibi süzülüp gitmek.
şelîn (i) m 1. oyulgalanma, teyellenme 2. köklenme (minder, şilte gibi şeylerin iki yüzünü yer yer dikişlerle tutma) 3. köpülenme (yorgan, şilte yastık vb. aralıklı dikme)
l/ngh 1. oyulgalanmak, teyellenmek 2. köklenmek (minder, şilte gibi şeylerin iki yüzünü yer yer dikişlerle tutmak) 3. köpülenmek (yorgan, şilte yastık vb. aralıklı dikmek)
şelipan m gaf
şelîpan rd arka arkaya
şelipandî rd yoluk
şelipandin (i) m 1. kaydırma 2. mec yanıltma 3. ayartma
l/gh 1. kaydırmak 2. mec yanıltmak 3. ayartmak
şelipandin (ii) m yolma
l/gh yolmak
şelîpanî h kuyruklama
şelipîn gaf, sürçme, gaf yapmak, dilin ya da ayağın sürçmesi.
şelipîn (i) m 1. kayma (düz, ıslak ve kaygan bir yüzey üzerinde sürtünerek kolayca yer değiştirme) 2. kayma (kaygan bir yüzey üzerinde birdenbire dengesini yitirme) 3. mec yanılma
l/ngh 1. kaymak (düz, ıslak ve kaygan bir yüzey üzerinde sürtünerek kolayca yer değiştirmek) 2. kaymak (kaygan bir yüzey üzerinde birdenbire dengesini yitirmek) 3. mec yanılmak
şelipîn (ii) m yolunma
l/ngh yolunmak
şelipîn (iii) m gaf yapma
l/ngh gaf yapmak
şelipîner rd 1. kaydırıcı 2. yanıltıcı
şeliq m pişik
şelîq m çapak (göz çapağı)
şelîq girtin l/gh çapaklanmak
şeliqan m 1. közleme 2. pişik
şeliqandî rd közleme * balîcanê şeliqandî közleme patlıcan
şeliqandin (i) m böğürtme
l/gh böğürtmek
şeliqandin (ii) l/gh koparma
l/gh koparmak
şeliqandin (iii) l/gh 1. közleme (ateş üzerinde sebze pişirme) 2. pişik olmasını sağlama 3. çapak olmasına sebep olma
l/gh 1. közlemek (ateş üzerinde sebze pişirmek) * me îsot şeliqandin biber közledik 2. pişik olmasını sağlamak 3. çapak olmasına sebep olmak
şeliqandin (iv) l/gh bölme
l/gh bölmek
şelîqgirtin m çapaklanma
şeliqî rd pişik, pişikli
şeliqîn bacak arasında pişik oluşması.
şeliqîn (i) m böğürme
l/ngh böğürmek
şeliqîn (ii) m koparılma
l/ngh koparılmak
şeliqîn (iii) m 1. közlenme 2. pişik olma, pişme, yanma (ısı etkisiyle vücudun bir yanı yara olma, kızarma veya rengi koyulaşma, pişik oluşma) 3. çapak oluşma 4. ayran veya yoğurt sıcaktan erime, vıcık vıcık olma 5. vıcık vıcım olma (karpuz, kavun gibi şeyler için)
l/ngh 1. közlenmek 2. pişik olmak, pişmek, yanmak (ısı etkisiyle vücudun bir yanı yara olmak, kızarmak veya rengi koyulaşmak, pişik oluşmak) * nav piyên wê şeliqîne apışları yanmış * navrana zarok tevde şeliqiye çocuğun apış arası hep pişmiş 3. çapak oluşmak 4. ayran veya yoğurt sıcaktan erimek, vıcık vıcık olmak 5. vıcık vıcım olmak (karpuz, kavun gibi şeyler için)
şeliqîn (iv) m bölünme
l/ngh bölünmek
şelişandî rd şaşkın
şelişandin m 1. sendeletme 2. yalpalatma 3. şaşırtma
l/gh 1. sendeletmek 2. yalpalatmak 3. şaşırtmak
şelişî rd şaşkın
şelişîbûn m şaşkınlık
şelişîn l/ngh 1. sendelemek 2. yalpalamak 3. şaşırmak
şelît bnr şerît
şelîte bnr şerît
şelme bot/m karamuk
şelmêtirş m şerbet
şelol bnr şelor
şelopel bnr şel û pel
şelp m şak * gote şelp û li rûyê wî xist şak diye yüzüne vurdu
m darbe, vuruş * şelpeyek li serê wê da başına bir darbe vurdu
şelp xwarin l/gh darbe yemek
darbe yemek
şelpandin m 1. şaklatma, şaplatma (sesli şamar atma, şamarlama) 2. pataklama, patlatma (tokat atma)
l/gh 1. şaklatmak, şaplatmak (sesli şamar atmak, şamarlamak) * şîrqamek şelpande rûyê wî yüzüne bir tokat şaplattı * hebek şelpande rûyê wî bir tane yüzene şaklattı 2. pataklamak, patlatmak (tokat atmak) * ez dê bişelpînim te ha! şimdi patlatırım
şelpandin (yekî) şamarlamak
şelpe (i) m eşarp
şelpe (ii) m 1. darbe, vuruş 2. şamar, tokat 3. şalpa (telli sazı penasız, pençe ile çalma tekniği)
şelpe şelp çıpıl çıpıl
şelpeşelp h çıpıl çıpıl
şelpeze bnr şerpeze
şelpîn m şaplama, şap sesi
l/ngh şaplamak, şap diye ses çıkarmak
şelpîn anîn şaplatmak
şelpîn jê çûn şaplamak
şelpîn jê hatin şaplamak
şelpînî m şapırtı
şelpxwarî rd darbeli, darbe yemiş olan
şelpxwarin m darbe yeme
şelq (i) m çalkantı
şelq (ii) m pişik
şelqedem bot/m yenilen bir bitki
şelte (i) m diken demeti
şelte (ii) m şilte
şeltek rd sidikli, çişli (sidiğini tutamayan, üstüne eden)
şeltik m şilte
şelûf yavru horoz.
bnr şelûfk
şelûfk n ferik, piliç (horozun küçüğü, erginleşmemiş horoz)
şelûşeht rd kötürüm (bacak için; yürümeyecek derecede sakat)
şelûvk bnr şelûfk
şelwer bnr şalwar
şelxem bot/m 1. şalgam (Brassica rapa) 2. şalgam (bu bitkinin besin olarak kullanılan etli ve tatlı kökü)
şel [I] ronahiya nîvî [II] parçeyê ku mezin hatiye qutkirin
1. şelwal, pantolon (navdêr, nêr) şelwal, pantolon, pantor, pantol, pantoron, cilê ku mirov dikin lingê xwe yê bi du-derling (bi taybetî yê bi ser derpî yan derpîkurtk ve têt lixwekirin, Li herêma Qoserê hemwateya şelik, kîsê mezin û pehn.
Bikaranîn: Lêker: şel bûn, şel kirin. Navdêr: şelbûn, şelkirin Rengdêr: şelbûyî, şelkirî.
Bide ber: şal, şapik, şaşik.
: şelûşapik
şel bûn (lêker)(Binihêre:) şel
şel dan (lêker)(Binihêre:) şel
şel kirin (lêker)(Binihêre:) şel
şelaf 1. melaq 2. laloş
(rengdêr) çaplûs, şalûs, seypesan, şatir, kone, gelac, lêbok, hîlebaz.
: şelafane, şelafî, şelafîtî, şelaftî
şelafane (rengdêr) bi awayekî şelaf.
ji: şelaf + -ane
şelafî 1. melaqî 2. laloşî
(navdêr, mê) rewşa şelafbûnê, melaqî, şînekî, şalûsî, çaplûsî, lêbokî, seypesanî, xweşekî, aloşî.
ji: şelaf + -î.
Bikaranîn: Lêker: şelafî bûn, şelafî kirin. Navdêr: şelafîbûn, şelafîkirin
şelafî bûn (lêker)(Binihêre:) şelafî
şelafî kirin 1. melaqî kirin 2. laloşî kirin
(lêker)(Binihêre:) şelafî
şelafîbûn (navdêr, mê) (Binihêre:) şelafî
şelafîkirin (navdêr, mê) (Binihêre:) şelafî
şelafkî (navdêr, mê) şalûskî, çaplûskî, lcbokî, bi şalûsî, bi çaplûsî, bi şelafî, bi lêbokî.
ji: şelaf +-kî
şelal giya û darên ji hev dûr mane
(navdêr, mê) felc, seqetî, kûd, falinc, şel, şil, şeple, şehitî, pejle, şal, felec, şat, qorimî, şeht û fecr, şeht.
ji: Ji bo şelal/felç/seqetî, em dibêjin bi zimanê sûmerî şula û bi akkadî eşêlu
şelal bûn bi dûrî hev ketin
şelal kirin ji hev bi dûr xistin
şelalbûn (navdêr, mê) ji hev dû ketina darûbaran, por mirovî di werit elal dibe, genim hat çerandin elal bû
şelale (navdêr, mê) sûlav, ava ji cihek bilind dikeve (bi taybetî ava çemekî ji zinarekî).
Hevwate: sûlav, çavlan.
: şelaleyî
şelaleyî (navdêr, mê) rewşa şelalebûnê.
ji: şelale + -yî
şelalkirin (navdêr)jiber êk înan der
şelandî (rengdêr) ya/yê ku hatiye şelandin
şelandin (lêker)(navdêr, mê) bi zorê tiştên kesekî jê standin û revandin, kesek yan tiştek rût kirin, talan kirin, tişt jê standin yan jê kirin, veşelandin, rûs kirin, cil ji ber kirin, cil jê kirin.
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: شه‌لاندن. Tewîn: Lêker: -şelîn-.
Têkildar: şelîn.
Bide ber: şêlandin.
: şelandî, şelîner, şelînerî, veşelandin, veşelandî, veşelîner
şelaq qemçik
(rengdêr) ,(navdêr)kesê/a ku ji bo berjewendiyên xwe ji yekî/ê re gotinên xweş dike. ez dizanim ew çi şelaq e. şelaf.
Bikaranîn: Lêker: şelaq kirin. Navdêr: şelaqkirin Rengdêr: şelaqkirî.
: şelaqî
şelaq kirin bi qemçikan lê xistin
(lêker)(Binihêre:) şelaq
şelaq lêdan (lêker) zel lêdan, tep lêdan, sîle lêdan, şeq lêdan.
ji: şelaq + lêdan
şelaqî karê şelaqan. neîş dizane şelaqiyan bike!, xeberdana baş û pesinandina zêde ya jiber berjewendiyan.
Bikaranîn: Lêker: şelaqî bûn, şelaqî kirin. Navdêr: şelaqîbûn, şelaqîkirin Rengdêr: şelaqîbûyî, şelaqîkirî
şelaqî bûn (lêker)(Binihêre:) şelaqî
şelaqî kirin (lêker)(Binihêre:) şelaqî
şelaqîbûn (navdêr, mê) (Binihêre:) şelaqî
şelaqîbûyî (rengdêr) (Binihêre:) şelaqî
şelaqîkirî (rengdêr) ya/yê ku hatiye şelaqî kirin
şelaqîkirin (navdêr, mê) (Binihêre:) şelaqî
şelaqkirî (rengdêr) ya/yê ku hatiye şelaq kirin
şelaqkirin (navdêr, mê) (Binihêre:) şelaq
şelax-pelax (rengdêr) kincirr, perritî, pirtikî, rîçal, şaltûpalt, şeletan, pejmûrde, pergende, cil û cawên kevn û dirriyayî, perîşan, şerpeze, kepaze, rezîl, riswa, belingaz, reben.
Herwiha: şelax û pelax
şelbe (navdêr, mê) çarok, kevînk, laçik, serpoş, kefî, egale, dersok, xavik, kofî, nerme, şerpa, kitan, desmal, poşî, yazme, çarok, leçek, çît, hubirî, çarik, tolbend, dersok, tulbend, melkezêt, kemik, kevîng, kefîk, şêşik, şar, çîtik, dolbend, şelpe
şelbûn (navdêr, mê) (Binihêre:) şel
şelbûyî (rengdêr) (Binihêre:) şel
şeldan (navdêr, mê) (Binihêre:) şel
şele/şeleg barê piştan; piştî
şelegan her tiştê girs û mezin; geltegan
şelek 1. zembîl; bar piştî (navdêr) zembîl, sebet, selik (yên mezin yên ku mirov didin pişta xwe, bar, piştî, tişta/ê ku kesek li ser pişta xwe hildigire (bi taybetî di wan zembîlan de.
ji wêjeyê: Li Efrînê, gava jinek barekî êzingan an jî qijikan li pişta xwe bar ke, em ji wî barî re dibêjin şelek.
şelenayene (Zazaki) (lêker) şelandin
şelengo (navdêr, nêr) werzik, tilozî, qitî, xirtik, tirozî, ecûr, incûr, bejik, qitîk, kilyar, qitik, xita, xitî, xitîk, qatîk, xite
şelenîyayene (Zazaki) (lêker)hatin şelandin
şelepûk (navdêr, mê) Kulilkek ku di wêne de tê xuyakirin(Ger hûn navê wê latînî û zanistî zanibin lê zêde bikin)
şeletan (rengdêr) kincirr, perritî, pirtikî, rîçal, şelax-pelax, şaltûpalt, pejmûrde, pergende, cil û cawên kevn û dirriyayî, perîşan, şerpeze, kepaze, rezîl, riswa, belingaz, reben.
Bide ber: seletan.
ji: şeletanî, şeletanîtî, şeletantî
şeleyayene (Zazaki) (lêker) şêlîn
şelihandî (rengdêr) şilf, tazîkirî, şêlandî.
ji: şelihand + -î +
şelihandin şaşwaz kirin, behitandin, şilihandin, dilihandin, behitandin, şaşomaşokirin, şaşwazkirin, dilihandidin, şaşomaşo kirin, derve kirin, dereve kirin, banka şêlandine, hatin şêlandin
şelik parzûnê şîrdotinê yî ku didine ser devê qûşxaneyê û paşê didoşin
(navdêr, mê) Ew kevnik yan qumaş yan tiştekî wek wane ku fireye. Ew dema 6-10 kîsên şekir yan arvan yan genim bi ser hev ve bê dirûtin şelikek çê dibe. Mesela pîrekên gundî hendirê şelikê dije pûş dike, li pişta xwe dike û bi vî avayî pê tiştan bar dike.
Bikaranîn: Fatê herroj diçû çolê pûş dida hev û şelik tije pûş dikir li pişta xwe dikir û dikişand ber mala xwe. Piştî deh rojan têra deyekê pûş anîbû ber mâlê..
Herwiha: şalik.
Bide ber: şel, wateya yekemîn
şelîn/dişele/bişele 1. (mar) bi ser zikê xwe kişîn û çûn 2. wekî maran kişîn
şelîner (navdêr, mê) isat, rêbirr, keleş, eşqiya, şaqî, korsan, rêgir, talanker, heydûd, nijdevan, çete
şelipandî (rengdêr) rûçikandî, piçirandî, pirtikandî, pûrtkirî.
ji: şelipand + -î +
şelipandin şemitandin, xijkirin, xijiqandin, çerixandin, fiştixandin, qelizandin, zilkirin, xirikandin, xilikandin, tehisandin, xij kirin, zil kirin, dakirin, xîş kirin, şiqitandin, golandin, xapandin, xelitandin, xafilandin, çeqandin, şehitandin, çewitandin, şaşwaz kirin, rûçikandin, piçirandin, pirçikandin, pirtikandin, pûrkirin, vepirtikandin, pûrtikandin, pûr kirin, pirçûkandin, vedirûtin, verûtin, veçirandin
şelipîn gaf kirin, xerifîn, fetilîn, xapîn, rêşaşkirin, şemitîn, xijbûn, şûlikîn, xijikîn, fiştixîn çerixîn, qelizîn, tehisîn, xilisîn, xij bûn, fiştixîn, çerixîn, şihitîn, xilikîn, tehistin, şiqitîn, xîş bûn, golîn, xafilîn, xelitîn, xelitin, rûçikîn, piçirîn, pirçikîn, pirtikîn, pûrtikîn, pûrbûn, pirçûkîn, vepirtikîn, veçirîn
şelipîn/dişelipe/bişelipe 1. tehisîn, şiqitîn 2. şehitîn
şelîq (navdêr, mê) qirêja bi ber çavan ve dema ku mirov şiyar dibe.
Hevwate: kinîşt.
Bide ber: gilîz kilmîş
şeliq şilop
şeliqandin (lêker) (ji bo goştê bin çeng, nav gavan, nav tilîkan û hwd) qelaştin, qetandin, seqema wê salê kêleka lêvên me şeliqand, ka û xwêdan nav gavên min şeliqandin..
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: شه‌لقاندن
şeliqîn (lêker) (ji bo goştê bin çeng, nav gavan, nav tilîkan) qelişîn, qetiyîn, ji seqemê nav tilîkên min şeliqîne, ji xwêdanê bin çengên min şeliqîn. Tewîn: -şeliq-.
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: شه‌لقین
şeliqîn/dişeliqe/bişeliqe 1. (çav) êşîn û xerêf girtin 2. (şeq û binçeng) kul bûn û pîrotankî bûn *“çavê şeliqî, ji ê kor çêtir e”
şeliqîyayene (Zazaki) (lêker) şeliqîn
şeliqnayene (Zazaki) (lêker) şaliqandin
şeliqnîyayene (Zazaki) (lêker)hatin şeliqandin
şelişandin (navdêr) behîtandin, heyirandin, şaşwazkirin
şelişîn (lêker)(navdêr, mê) hilingivîn, likumîn, kumişîn, hoşîn, tewişîn, şewişîn, wişwişîn, tevizîn, teyizîn, behitîn, hikumîn, beliqîn, hilingivîn, hilingiftin, setimîn, litimîn, likimîn, leqitîn, hilkimîn, xijikîn, çerixîn, hilisîn, tehisîn, şemitîn, terpilîn, nikisîn, tengijîn, ferqizîn.
Bi alfabeyên din: Kurdî-Erebî: شه‌لشین. Tewîn: Lêker: -şeliş-.
Têkildar: şelişandin.
: şelişî, şelişiyayî
şelît (navdêr, mê) ben, bizîng, werîs, kablo, hebil, qayîş, kemer, kaset, band, newar, şerît, amûra ku deng yan wêne yan jî herdu li ser tên tomarkirin.
Herwiha: şirît.
Bide ber: şelîte, şerît, şerîte, şelîd, şelîde, şerîd, şerîde.
ji: herwiha şerît شريط (şerîṭ), hevreha aramî ܫܪܝܬܐ (şariθa).
: şelîtî, şelîtxwer, şelîtxwerk
şelîte (navdêr, mê) bizîng, werîs, hebil, kablo, bend, benê qayîm û stûr, kaset, newar, band.
Herwiha: şerîte
şelîtî (navdêr, mê) rewşa şelîtbûnê.
ji: şelît + -î
şelîyayene (Zazaki) (lêker)kel bûn
şelkirî (rengdêr) ya/yê ku hatiye şel kirin
şelkirin (navdêr, mê) (Binihêre:) şel
şell (navdêr, mê) gumtilên axê, şaltî, girikên axê, kêsek.
Herwiha: şel.
ji wêjeyê: Li Êlihê dibêjin Şell. Bi taybetî gava ku erd tê cotkirin dertê holê. Havînê ku ev şell hişk dibin, dibîn mîna kevir.
şelnayene (Zazaki) (lêker)kel kirin
şelnîyayene (Zazaki) (lêker)hatin kelkirin
şelp (navdêr, mê) derb, lêdan, lêxistin
şelp xwarin (lêker) derbe xwarin, zerb xwarin, şek xwarin.
ji: şelp + xwarin
şelpandin (lêker)repandin, çelpandin, repandin (yekî), şîrqandin, daşeqandin, çerpandin, şeqandin, çeqandin. Tewîn: -şelpîn-.
ji: şelp +-andin
şelpe (navdêr, mê) kevînk, laçik, serpoş, kefî, egale, dersok, xavik, kofî, nerme, şerpa, kitan, desmal, poşî, yazme, şelbe, çarok, leçek, çît, hubirî, çarik, tolbend, dersok, tulbend, melkezêt, kemik, kevîng, kefîk, şêşik, şar, çîtik, dolbend, çîtê mirov pirça anku porrê xwe pê diniximînin (bi taybetî jin), şarpe.
Herwiha: şelbe şerpe
şelpî (navdêr, mê) sewl.
ji: şelp +-î
şelpîker (navdêr, mê) sewlker.
ji: şelpî +-ker
şelpîkirî (navdêr, mê) sewlkirî.
ji: şelp +-î +kirî
şelpîkirin (navdêr, mê) xerandin.
ji: şelp +-î +kirin
şelpîn (lêker) dorkirin, sirgunkirin.
ji: şelp +-în
şelpîvan (navdêr, mê) sewlvan.
ji: şelpî +-van
şelpîvanî (navdêr, mê) sewlvanî.
ji: şelpî +-vanî
şelşelî parçeparçeyî
şelûf cûcika nêr
şelûşepik destê serûbin yên cilên kurdîne ko ji merezê bizineçîran hatîne diristkirin, bergîz
şelûvk dikê gênc(navdêr)(navdêr, nêr) (navdêr, mê) çêt
şelwal (navdêr, nêr) şel, pantolon, pantor, pantol, pantoron, cilê ku mirov dikin lingê xwe yê bi du-derling (bi taybetî yê bi ser derpê yan derpêkurtk ve tê lixwekirin.
Herwiha: şelwar, şerwal, şerwarBi alfabeya din Kurdî-Erebî: شه‌لوال.
Bide ber: şal, şapik, şaşik, şelûşapik.
Bi zaravayên kurdî: Kurmancî: şelwal, Kurdî (Soranî): demeqoban pawereş, Kurdiya başûr: Lekî: Hewramî: Zazakî:
şelxemî (navdêr, mê) rewşa şelxembûnê.
ji: şelxem + -î
şelandin (v) to rob; (n) robbery
şelav Wasserfall
şelt Bett
Matratzenlager
Nachtlager
Schlafplatz
Schlafstelle
şel gez; tamarix
şel ılgın ağacı; tamarix
şelale çirr (n), çirtan (n)
şelek derze (n)
şelek hazırlamak derze kerdene, derze piro nayene
şelek sırtlamak derze wegirewtene, derze piştî kerdene
şelek yüklenmek b. şelek sırtlamak